15 Haziran 2010 Salı

Kappadokia bölgesi ve antik kentleri

Kapadokya;( Bilimsel metinlerde Kappadokıa Bölgesi), Nevşehir ile çevresindeki ve Kapadokya'daki antik kentlerin hemen hepsinin kökeninin Tunç çağı/Bronz çağı halkları olan Luvi ve çağdaşı Hitit toplumları olduğunu söyleyebiliyoruz.....Yer adlarının hepsinde Luvi ve ardılı Anadolu dilleri kökenli isimler söz konusu.

Katpatuka Hellen ağzında Kappadokia edilmiş adın, Med'lerce kullanılan ve Pers'lerce de aynen alınan biçimi, Herzfeld'e göre, sonundaki -uka, Ermeni dilinde halk adı, ulus adı türetmek için kullanılan ukh'un Med ağzına uydurulmuş biçimi dir; Med'ler bu bölgeyi IÖ 585'de kendi ülkelerine katmış ve onu, Ermeni dilinde taşıdığı adı (Kat-paduk) benimseyerek adlandırmışlardı.
Katpaduk yani Katpat-ukh, Katpat Halkı deyimi içindeki Katpat'ın aslı kanımca, yörenin baş tanrısının Hurri dilinde kullanılan Hepat/Khepat'tan başka şey değildir. Daha açık deyişle, katpatuka olarak Iran'lılarca kullanılmış adın aslı Khepat-ukh, Khepat Halkı (nın Yurdu) dur. Gerçekten, IÖ 2. binyılda ve hatta 1. binyılın erken döneminde, ülkelerin, o ülkedeki baş tanrının adına göre adlandırılması çok yaygın bir uygulamaydı. Katpatuka adının, eski Iran dilinde Güzel atlar ülkesi anlamına geldiğini düşünenler olmuştur. Böyle bir düşüncenin hiç bir dayanağını bilmiyorum. Eski Iran dilinin Güzel atları olan anlamındaki sözcüğü Huv-aspa'dır.
[Bilge Umar, Türkiye'deki Tarihsel Adlar, Inkilap Kitapevi]

Kappadokıa ile ilgili antik yerleşim yerleri, isimleri, anlamları bazında geniş bir inceleme Prof. Dr. Bilge UMAR'ın Yaşar Vakfı yayınlarından çıkan kitabında yer alıyor. Bu kitap sınırlı sayıda bulunuyor. Ben Bayezit'teki Orhan Kemal Kitaplığı'nda bir tane görüp saatlerce incelemiş, notlar alıp kent isimlerinin fotoğraflarını çekmiştim. Aşağıdaki yer adları adı geçen yayından alınmıştır ...






9 Haziran 2010 Çarşamba

Bizya Antik kenti/ Antik Tiyatro, Vize- Kırklareli, Trakya



ANTİK TİYATRO : Türkiye Trakya'sının bilinen ilk ve tek antik tiyatrosudur. 1995 Yılında Kırklareli Müzesi Başkanlığında Müze Müdürü Zülküf YILMAZ, Trakya Üniversitesi'nden Yrd.Doç.Dr. Özkan ERTUĞRUL ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi öğrencilerinin katılımı ile Vize Çömlektepe Höyüğü kazısına başlanmış, yaklaşık 3 yıl süren kazı sonunda Türkiye Trakya'sının tek antik tiyatrosu önemli oranda açığa çıkarılmıştır. M.S. II. Yüzyıla tarihlenen Geç Roma dönemi eseri yapının oturma kademeleri (cavea), bunların arasındaki yollar (parados), sahne binası (skene), ve orkestra bölümleri günümüze ulaşabilmiştir. Kazılar sırasında çok sayıda Roma Bizans ve Osmanlı keramikleri, cam ve metal buluntular ile ele geçirilen heykel sahne rölyefleri türlerinin en iyi örnekleri olup Kırklareli Müzesinde teşhir edilmektedir.


http://www.vize.bel.tr/Vize-Gezi-Rehberi.html











Bizya Antik kenti/Ayasofya Kilisesi, Vize- Kırklareli, Trakya



KÜÇÜK AYASOFYA KİLİSESİ: VI. Yüzyılda Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Dionysos mabedinin temelleri üzerine bazilika planında yapılmıştır. Üç apsisi vardır. İçerisinde üçer sütunlu, iki sütun dizisi sonraki yıllarda payelere dönüştürülmüştür. Ayrıca Azizelik mertebesiyle Hristiyanlık dini içinde sonsuza dek uzanan bir yer edinen Azize Maria'nın mezarının bulunduğu kabül edilen yer olan Yapının Bizans döneminde fresklerle bezeli olduğu, günümüze kadar gelen izlerden anlaşılmaktadır. Güney nefte ki Deesis kompozisyonu oldukça harap olmuş Naos'un güneybatısında ne olduğu anlaşılmayan başka bir fresk izi ile karşılaşılmıştır. Bunun yanı sıra Ermeni bir asilzadenin kızı olan ve Nicephoros Drunganion isimli Vize askeri birliğinin komutanı ile evlenen Vize'li Maria'nın fresk izine rastlanmıştır.Yapı Osmanlı hakimiyeti sırasında Gazi Süleyman Paşa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Yakın geçmişe kadar kullanılan yapı 1997 yılında Kırklareli Müzesi ile Trakya Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü öğrencileri tarafından temizlenmiş ve bakımı yapılmıştır.


http://www.vize.bel.tr/Vize-Gezi-Rehberi.html













4 Haziran 2010 Cuma

Samandıra Damatrys Sarayı

Kartal Samandıra’da bulunan Bizans imparatorlarının yazlık olarak kullandıkları Damatrys Sarayı. Imparator II.Tiberius tarafindan 6.y.y.’da av köşkü olarak inşa edildiği tahmin edilmekte. Bir sayfiye sarayı.
Bilge UMAR Türkiye'deki tarihsel adlar kitabında DAMATRYS'i Çamlıca tepesine lokalize etmiş. Aslı Luvi dilinde DAMATRA'dır.
Sevgili ana tanrıçanın erkeği anlamına gelmekte.
Bu sarayın da isminin çok eski Anadolu dillerinden gelmesi doğal ve ilginç. Damatrys tepesi ve Damatrys sarayı Tarım ve bereket tanrıçası Kutsal Demeter ile bağlantısı açısından da, ayrı yerler olmasıyla da araştırılmaya değer.
Samandıra isminin anlamına ise Bilge UMAR aynı adlı eserinde değinmiş, aslı Luvi dilinde SAMADRA yani (Kutsal Ananın erkeği) demektir.

Bulunan yapılar; haç biçimindeki sarnıç, kemerler, tonozlar...

Bizans imparatorlarından II. Tiberius ile Maurikios (578-602) tarafından, "Tanrıça Demeter"in adının verildiği Samandıra’da inşa edilen ve yapıldığı dönemde İstanbul dışındaki en büyük ve en önemli eser olması özelliği taşıyan Damatrys Sarayı ilgi bekliyor.

Bizans imparatorlarından II. Tiberius ile Maurikios tarafından, o dönemdeki adı "Demeter" olan Samandıra’ya inşa ettirilen "Damatrys Sarayı", 14 yüzyılın yorgunluğuna rağmen hala tarihe meydan okuyor. Sarayın boyutları ve nitelikleri göz önüne alındığında, Bizans’tan günümüze ulaşan en önemli yapılardan biri olarak görülüyor. Ancak 1980’lerden sonra Samandıra’nın yoğun göç alması ve bölgedeki çarpık yapılaşma ile ilgisizlik sonucu saray, yağma ile yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış.

Sarayın ismi, Samandıra’nın tarihte rastlanan ilk adı olan Demeter’den geliyor. Demeter, Yunan mitolojisinde "tarım ve bereket tanrıçası" anlamına geliyor ve insanlara toprağı ekip biçmesini öğreten "tanrıça" olarak biliniyor. Ayrıca Samandıra, rivayetlere göre yabani hayvan çeşitliliğiyle av için de tılsımlı bir mekan olmuş, Bizans imparatorlarının en gözde sayfiye alanlarından biri haline getirmiş. O dönemde, yazlık sayfiye alanlarına düşkünlüğü ve av merakıyla tanınan Bizans imparatorlarından II. Tiberius ve Maurikios tarafından Samandıra’ya bu saray inşa ettirilmiş.

Kalıntıları günümüze kadar ulaşan ve literatüre "Damatrys Sarayı" olarak geçen bu saray, inşa edilme amacı olan av ve dinlenmenin yanı sıra İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı da olmuş. Anadolu’ya yapılacak seferlerin yol güzergahında inşa edilmesi sebebiyle Bizans ordusunun toplanma ve konaklama bölgesi olarak kullanılmış. İmparatorlar, Anadolu’dan dönerken de başkente girmeden evvel son gecelerini bu sarayda geçirirlermiş. İmparator, sefer dönüşünde Samandıra’da konaklarken, haberciler bir gün önceden başkente ulaşır ve İmparator’u karşılamak için gerekli hazırlıkların yapılmasını temin ederlermiş.

Ancak saray, 12. ve 13. yüzyıldan itibaren kullanılamaz hale gelir. Bugün yıkıntıları arasında haç biçimindeki sarnıcı, kemer ve tonozları teşhis edilebilen sarayın, gözle görülen bölümünden çok daha büyük bir alanı kapsadığı tahmin ediliyor.

Saraya ilişkin AA muhabirinin görüştüğü Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, "Damatrys Sarayı" kalıntılarının bulunduğu alanda yapılacak bir arkeolojik çalışma ile sarayın gün yüzüne çıkacağını, yapılacak restorasyon çalışmaları ile de güzel bir açık hava müzesi olabileceğini söyledi. Erdem, sarayı 2010 Avrupa Kültür Başkenti programına aldırarak, İstanbul’a kazandırmak istediklerini belirtti. Bu konu ile ilgili İl Özel İdaresi’yle görüştüklerini anlatan Erdem, İstanbul’da kültür sanat alanlarındaki tarihi mekanların restorasyonuyla ilgili ihalelere girmek için uzun süredir çalıştıklarını bildirdi.

Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İl Özel İdaresi, bu bölgeyi 2010 programına alıp yapım ihalesi açacaktı. Biz bu bölgeyi gündemimize aldıktan sonra Anıtlar Kurulu’na gittik. Gerekli izinlerin alınması için müracaatlar yaptık. ’Bu bölge 30 dönümse biz bunu 100 dönüme çıkaralım, şehir merkezinde bir meydan olsun’ dedik. Oradaki yapılaşma kamulaştırılacak, meydan açılacak ve yeni bir yaşam merkezi kurulacak. Ama Kültür Bakanlığı’ndan proje yapımıyla ilgili bir genelge geldi, ’bekletin’ diye. Burası barınmak amaçlı yapılmış, savunma amaçlı olarak da çevresi geniş tutulmuş, ama bir kısmı da toprak altında kalmış. Çünkü üzerinden asırlar geçmiş. Üzeri açılırsa altta kalan çok sayıda mekan ortaya çıkacak. Yani burada arkeolojik bir çalışma yapılırsa, burası çok güzel açığa çıkar. Bir açık hava müzesi olabilir."

Sancaktepe’nin bölge planı yapılırken saray kalıntılarının olduğu bölge sit alanı olarak ilan edildiğini belirten Erdem, ancak Anıtlar Kurulu’nun sit alanını genişlettiğini ve "yapılaşma izni yok" dediğini aktardı. Yeni planların ocak ayında yapılmasından sonra, Anıtlar Kurulu ile tekrar görüşeceklerini dile getiren Erdem, kurulla görüştükten sonra belediye tarafından, bölgenin özelliğine göre yeni sit alanı olması için özel bir plan yapılacağını söyledi.
ALINTI: TAY PROJECThttp://www.tayproject.org/haberarsiv200912.html









1 Haziran 2010 Salı

Gambreion/Poyracık, Kınık ve çevresi-İzmir







Bergama kuzeydoğusunda kalan Gambreion antik kentiyle ilgili tüm yazı belge ve araştırmaları bundan sonra da sizlerle paylaşacağım.
Gambreion tarihi çok önemli..Değerli Seher Özkan'ın 1991 baskılı kitabı "GAMBREİON" dışında önemli bilgileri Değerli araştırmacı, Eğitimci Gürcan İMERT'den almıştım.. Kendisinin de gerek Gambreion gerekse yakın çevresiyle ilgili önemli inceleme, gözlem, arşiv ve çalışmaları var..Uzunca bir süre bekledim, ama bu başlığı açtım sonunda. Öncelikle Gürcan İMERT fotoğrafları 2006 yılında bana göndermişti, kendisine araştırmalarını, fotoğraflarını paylaştığı için çok teşekkür ederim.


Gambreion'la ilgili Karadere'de AİGAİ'den geçen ve MYRİNA'ya dökülen antik PYTHİKOS/TİTNAİOS/ GÜZELHİSAR çayının doğduğu Antik ASPORDENE'deki (1084m.) Yunda dağlarının en yüksek tepesinde bulunan NEMRUT KALE/KYBELE tapınağı da yakinda..Bergama eski kazı başkanı Prof.Dr. Wolphang Radt oraya çıktığını ifade ediyor..

Bilge Umar Türkiye'deki tarihsel adlar kitabında diyor ki; Gambreion sözcük kökeni olarak gambros’tan gelmektedir.Gambros kök olarak damat-eion ise yeri eki anlamını taşımaktadır.
Xenophon açıklamasını Helenceye dayandırmaktadır.Şu bir gerçektir ki Xenophon’un anlattığı dönemde (M.Ö.400) burası Helenleşmemişti.Bu adın gerçekte Helen kökenli olmadığını Bürchner de vurgulamıştır.Gambreion kentini Plinius Cambre olak vurgular.Aslı belkide Luvi dilinden Kandra yani Kand (a)-(u)ra,Yüce Kanda idi.Bu kentin yanında Sondaina yani (Gandeina)kenti bulunduğu söylenir.Gambreion’un ilk araştırılması 1887 yılında Arkeolog A. Conze tarafından yüzeysel olarak yapılmıştır. Gambreion’un şehir sınırları düşünülenin aksine çok geniş bir alana yayılmıştır.eski yazıtlardan anlaşıldığı üzere Gambreion’da Thesmophorion ve Lokhia artemis adına kurulan iki tapınak vardır.
Gambreion'un bugünkü yeri hakkındaki ilk açıklamayı yalnız Ramsay yapmıştır.Ramsay Anadolu'nun Tarihsel Coğrafyası'nda Gambreion'u Bergama ile Germe arasında bulunan Kınık mevkiinde gösterir.