7 Kasım 2009 Cumartesi

Temnos Antik Kenti /Görece, Menemen





Temnos (İzmir)
Temnos (Görece Kale) Görece Köyü sınırları içinde ve Menemen'in Antik Sardene dağının (Dumanlı Dağ) kuzeydoğusuna düşen dağlık bölgededir. Güney Aiolis'te yer alan Temnos'tan Herodot da bahsetmekte ve kentin Klasik Dönemde gelişme gösterdiği anlaşılmaktadır. Kent MÖ 3. yüzyılda Pergamon topraklarına katılarak Roma hakimiyetine girmiş ve MS 9. yüzyıla kadar iskan edilmeye devam etmiştir. Araştırma Projesi, 2006 yılında, Roma III Üniversitesi'nden Giuseppe Ragone tarafından başlatılmıştır.


Temnos (Görece Kale) is located at Görece village, in the Ancient Sardene mountains (Dumanlı Mountain) to the northeast of Menemen. This city of southern Aeolis was mentioned by Herodotus and appears to have prospered during the Classical period. It was annexed by Pergamon in the 3rd century BC and passed to the Romans with that kingdom. It continued to be occupied until the 9th century AD. Archaeological, topographical and epigraphical surveys by the Italian Archaeological Survey Mission at Temnos began in 2006 under the direction of Giuseppe Ragone of the IIIrd University of Rome.

2007
2007 çalışmaları konusunda aşağıda yer alan bilgiler Prof. Ragone tarafından verilmiştir.

Jeofizik taraması (jeoradar ve manyetik gradiometre yöntemi ile yapılan) yapılacak alanlar, 2006 yılı çalışmaları esnasında belirlenmiştir. Belirlenen bu alanlar bitkisel yoğunluğunun fazla olmadığı diğer bir ifade ile ağaçların yoğun olmadığı bazı alanlara gerçekleştirilmiştir. Bu alanlardaki toprak yapısı bu tür bir tarama için de oldukça uygun olduğu tespit edilmiştir. Yapılan jeofizik taramalarına ilişkin sonuçları hassas incelemeler sonucunda elde etmeyi umuyoruz.

Bu tarama sonuçlarında elde etmeyi umduğumuz bilgiler (a) agora olarak isimlendirilen alanda ve akropolisteki çok seviyeli teraslarda antik kente ait mimari dokunun net bir şekilde ortaya konulması ve mimari yoğunluğun tespit edilmesi (b) Görece kalenin eteklerindeki yarı düz -- eğimli alanlarda kentin tipolojisini, uzantıları ve sınırları hakkında tespitler yapmak amaçlanmaktadır (özellikle Görece Kalenin doğu ve batı yamaçlarında).

Manyetik gridometre ve jeoradar yöntemi ile altı farklı bölgede 5.200 m² lik alanda tarama yapıldı.
Tarama yapılan alanlar ve uygulanan yöntemler:
1. Akropoliste: a 30 x 30 metre boyutlarındaki alanda (manyetik gridometre) ve 17 x 5 metre boyutlarındaki alanda (jeoradar taraması)
2. Agoranın kenar terasında (veya "orta" terasta) 880 m² lik alanda (her iki teknikle yapılan tarama)
3. Agora yukarı terasında iki adet 20 x 20 metrelik alanda (manyetik jeoradar)
4. "Agora-stoa" terasındaki dikdörtgen formlu terasta 27 x 5 metrelik alanda (jeoradar)
5. Aşağı düzlük olarak adlandırılan alanda 40 x 40 metre ve 20 x 20 metre ölçülerinde iki alanda (manyetik gridometre) toplam taranan yüzey 2.000 m²
6. Görece Kale yolunun sağ bölümünde, park alanı olarak adlandırılan alanın ön bölümünde 20 x 20 metre ölçülerinde bir alanda (manyetik gridometre) tarama yapılmıştır.

Agoranın üst terasındaki jeofizik taramaları esnasında, bazı eski kazı çukurları ile kazılmış sur duvarları veya büyük teras temelleri olduğu düşünülen kalıntılar tespit edilmiştir. Bu tespit edilen kalıntılar muhtemelen 1934 yılında P. Devambez tarafından yapılan ve yayınlanmamış kazılarından veya bu alandaki daha erken veya daha geç dönemlerde yapılmış arkeolojik çalışmalardan geriye kalan izler olmalıdırlar. Bu arkeolojik çalışmalara ait çok belirgin olmayan kayıtlardan günümüze ulaşan bilgilere göre Osman Hamdi beyin XIX. yüzyılın sonlarında yaptığı sondaj kazısı ve kesin olarak tanımlanamamış Alman arkeologun 1938-1940 yılları arasında yaptığı arkeolojik kazı çalışmaları esnasında açmış oldukları kazı çukurlarıdır.

2007 yılında Temnos antik kentinin genel haritasının gerçekleştirilmesi amacına yönelik çalışmaları içeren yüzey araştırmasına devam edilmiştir. Çevresel koşulların yarattığı güçlüğün ve bitki örtüsünün kent mimarisinin en iyi korunmuş olduğu alanlarındaki yoğunluğunun sonucu olarak, Projenin bu bölümü umulandan çok daha güç şartlar altında gerçekleştirilmiştir.

Total Station ölçüm cihazı kullanılmadan gerçekleştirilen yüzey araştırmasında, çalışmamız temel olarak yüzeyde görülen arkeolojik kalıntılar ve bu kalıntıların pozisyonun belirmesine yönelik profesyonel GPS cihazı ile yaptığımız çalışmayı kapsamaktadır. Uydu tanımlamaları ile devam ettiği belirlenen savunma duvarlarını (bazen polygonal bazen isodomik, muhtemelen

farklı dönemlerde yapılmış olmalıdırlar) ve diğer arkeolojik elemanların (triglifli ve metoplu bloklar, tam ve yarım sütun tanburları, bir naiskosun üst yapı elamanları, bir lahdin bezemeli çatı biçimli kapağı) posizyonları belirleyip bu kalıntılar ile ilgili araştırması yapıldı.

Araştırmalarımız esnasında muhtemel antik kentin ana yollarından birini temsil ettiğine inandığımız bir yolun izi tespit edildi ve belki de yeni keşfedildi: Bu yol akropolisin güney-batı eteklerinden modern İğnedere Köyüne doğru devam eden, sıra sıra ve yan yana dizilmiş taşlardan oluşmaktadır. Ayrıca kentin yaklaşık 2 km güneyinde, yolun devam ettiği rota üzerinde ve yolun hemen batısında panaromik bir tepe üzerinde dikdörtgen bir yapının kalıntıları tespit edilmiştir. Ayrıca bu uzun yol boyunca kaçak kazılar ile tahrip edilmiş ve yağmalanmış birkaç mezar görülmüştür. Bu tahrip edilmiş mezarın yakınlarındaki bir alanda bronz bir Temnos sikkesi bulunmuştur. İyi bilinen bir tip olan sikkenin ön yüzünde " savaşçı " veya palladium (Athena Palas) yuvarlak kalkan ve mızrak tutuyor; yazıt T A / Φ Z, arka yüzde miğferli Athena başı; cfr. SNG Copenhagen 261; SNG Von Aulock 1675) M.Ö. III. Yüzyıla tarihlendirilebilir. Modern İğneder köy yolu (Traktör yolu) boyunca köyden çok uzak olmayan bir bölgede drapeli bir heykel parçası tespit edilmiştir.

Çıkrık Tepe' nin ilerisinde Görece Kalenin kuzey bölümünde muhtemelen bir başka kent yoluna ait izler daha tespit edilmiştir. Tespit edilen alanda bazı taş sıraları mevcuttur ve bu yol kalıntısı yukarıda tanımlanan antik yol kalıntısından daha az belirgin olup bir başka antik rotanın varlığını işaret ettiği düşünülmektedir. Bu alan antik kent merkezinden uzakta olup aynı zamanda dış şehir nekropolünün kuzey doğu bölümünde yer almaktadır (Bu iki alandan biri 2006 yılında araştırılmıştır). Söz konusu alanda kaçak kazılar ile birkaç mezar açığa çıkarılmıştır.Modern traktör yolunun yakınlarında, antik kentin sınırlarının dışında ve nekropol alanı olarak belirlenen alanların üst bölümünde, Çıkrık Tepe ve Çerkezçam tepelerin kesiştiği vadide uzayıp devam eden doğal bir geçit tespit edilmiştir. Bu geçit yukarıya doğru meyilli olarak Turgutlar Köyü asfalt yoluna doğru devam etmektedir. Turgutlar köyü günümüzde hemen hemen terk edilmiş durumdadır. Tespit edilen bir geçit-pasaj aynı zamanda İç bölgeler (Aigai) ile Temnos'un bağlantısını sağlıyor gibi gözükmektedir. 2006 yılında yıpranmış antik materyallerin araştırılması amacıyla terkedilmiş eski Süleymanlı ve eski Görece köylerinde yüzey araştırması gerçekleştirildi.

Bu çalışmaların yanı sıra, Araştırma bölgemizin biraz daha dış sınırında doğru keşiflere başladık. Bu araştırılan alan Haykıran Köyü--Çukurköy asfaltının sağ-doğu bölümüdür. Burada iki yol (veya daha iyi bir tanımla iki yol sistemi) büyük bir alanda uzayıp devam etmekte olup ve çok iyi korunmuştur. Yolun izlerini GPS cihazı ile tespit ettik. Bunlar bazen farlı yönlere devam etmektedir, bu kalıntıları oluşturan taşlar bazen kabaca sıralanmış ve ileriye doğru uzayıp gitmekte olan bu yol modern asfalt yoldan çok uzak değildir. Bu yolardan birincisi ve en iyi korunmuş olan yol düzgün bir şekilde ve oldukça sık birbirine bitişik bir şekilde kaldırım taşından yapılmış olup her iki kenarında daha büyük taşlar ile sınırlandırılmıştır. Bu yol Atatürk döneminde yapılmıştır (Çukurköy bu yolun yapıldığı dönmede bu bölgenin en önemli köyüdür) daha sonraları kullanılan yol onyıllar içinde giderek tamamlanır, bazen tamir edilir ve en sonunda altmışlarda modern asfalt köy yolunun yapımı ile yol terk edilir. Bu yolun modern orijinine rağmen bu yolun antik bir yolun üstüne yapıldığına, bazı bölümlerinin kaldırım taşları ile yoğun bir şekilde tamamlandığına inanılmaktadır.

İkinci yol (veya yol ağı) birinci yola rağmen kesin tarihinin henüz tam olarak tespit edilmemesine rağmen kesinlikle antik bir yol olduğu düşünülmektedir. Bu taşıma yolu daha dardır, fakat daha büyük düz farklı tip ve boyutlarda taşlar ile döşenmiştir.


Yolun bulunduğu alanın bazı bölümlerinde derelerin aktığı, döşeme taşları arasındaki hatlar ve bu alandaki taşların formları bu derelerin suları tarafından şekillendirildiği tespit edilmiştir. Belki de bu nedenle büyük düz monolit taşlar dere yataklarına yerleştirilmiş ve bu alanlar basit bir köprü olarak da kullanılmışlardır.

Bu yol ağı muhtemelen Dumanlı Dağ'ın (Antik Sardene Dağı) eteklerine doğru devam eden antik bir yol sisteminin rotasını takip etmekte ve Aiolis ile iç bölgelerdeki kentlerin bağlantısını sağlamaktadaydı. Temnos un bir yanında; Yanıkköy ve Buruncuk'un dik kalesi -- Hermos (Gediz Nehri) ovasının sınırında ve Neon Teichos ve Larissa olarak lokalize edilmişlerdir -- diğer yanında da A. Erkanal ve K. İren tarafından 2003 ve 2004 yıllarında yapılan yüzey araştırmasında iyi bir şekilde araştırılmış Belen, Haykıran ve Çukurköy arasında kalan alan bulunmaktadır. Bu bölgenin arkeolojisi yeni keşfedilen arkeolojik buluntular ile zenginleştirilmiş, bu arkeolojik buluntular yukarıda tanımlanan taş döşeli antik yol ki hemen bir yerleşim biriminin yakınından geçiyor olmalı, bitkisel ve geometrik bezemeli taş parçaları olarak sıralanabilir.

Napoli "L'Orientale" Üniversitesi tarafından sağlanan Lazer tarama cihazı ile aşağıda açıklanan yapılaraın taraması gerçekleştirildi. 3 alanda lazer tarama yapılmıştır. Bu alanlar (a) "Agora-stoa" olarak adlandırılan dikdörtgen terası destekleyen aşağı polygonal duvarlar; (b) aynı terası sınırlayan yukarı polygonal duvarlar; (c) Haykıran Köyü ile Çukurköy asfalt yolunun bitişiğinde yer alan ve Atatürk yolu olarak da bilinen taş döşemeli yoldan oluşmaktadır. Yukarıda belirtilen 3 alana ilişkin lazer tarama sonuçları-bilgileri ayrıntılı olarak gelecek aylarda tamamlanacaktır ve kalıntıların 2 ve 3 boyutlu çizimlere-resimlere dönüştürülecektir.

2006
2006 çalışmasına ön araştırmalarla başlanmıştır. 2007 yılında da devam etmesi planlanan çalışmalar, alanın arkeolojik ve epigrafik incelemeleri, topografya çizgilerinin belirlenmesi, kağıt üzerinde ve sayısal ortamda haritaların hazırlanması konularını kapsamaktadır. Alanın daha önce hazırlanmış bir planı bulunmamaktadır. Çalışmalar beş bölgede odaklanmıştır.

Akropol'de (Görece Kale) yoğun olarak kaçak kazılar yapıldığı ve bazı bölgelerde deliklerin, mevcut kalıntıları zedelediği anlaşılmaktadır. Üst bölümde iki teras belirlenmiştir; kayaya oyulmuş adak nişleri, burada tapınma alanları olduğunu düşündürmektedir. Tespit edilen diğer kalıntılar arasında yer alan sarnıç ve kuyular, değirmen taşları, zeytinyağı presleri ve çok

miktarda tezgah ağırlığı ise konut veya işlik alanlarına işaret etmektedir. Ana kayanın boşluklarına inşa edilmiş surlara ait kalıntılar da görülebilmektedir.

Akropol'ün kuzey yamacında, tiyatroya ait kalıntılar bulunmaktadır. Yapının oldukça küçük bir bölümü korunmuş olmasına karşın, caveanın oturma sıraları yer yer görülebilmekte ve sahne binasının temelleri anlaşılabilmektedir. Burada, birinin üzerinde, kime ithaf edildiğini belirten yazıtlar olan, Geç Helenistik Döneme ait iki heykel kaidesi bulunmuştur.

Daha batıda, agora olması muhtemel büyük bir yapı grubuna ait kalıntılar vardır. Bunlar, 200 m uzunluğunda olan ve 3 m yüksekliğinde poligonal bir duvarla desteklenen bir teras; buna bitişik iki büyük teras; ve stoaya ait olması muhtemel çok sayıda sütun tamburunu içermektedir. Bu yapı grubunun üstündeki ve altındaki yamaçlarda, diğer teraslara ait olabilecek kalın duvarlar görülmektedir.

Kuzeyde, akropolden 0.5 km ve 1 km uzaklıklarda iki farklı nekropol tespit edilmiştir. Her ikisinin de kaçak kazılardan zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Mezarların çoğu, çevresi ve üzeri yerel taşlarla kapatılmış sandık mezar tipindedir.

Yüzey araştırması, yerleşimin 10 km çevresini içine alacak şekilde gerçekleştirilmiş ve çevre köylerde, yeniden kullanılmış olan pek çok mimari parça tespit edilmiştir. Temnos (Görece Kale) is located at Görece village, in the mountains to the northeast of Menemen. This city of southern Aeolis was mentioned by Herodotus and appears to have prospered during the Classical period. It was annexed by Pergamon in the 3rd century BC and passed to the Romans with that kingdom. It continued to be occupied until the 9th century AD. Archaeological, topographical and epigraphical surveys by the Italian Archaeological Survey Mission at Temnos began in 2006 under the direction of Giuseppe Ragone of the IIIrd University of Rome.









Temnos antik tiyatro ve koyağı...

3 Kasım 2009 Salı

Tralleis/Aydın buluntusu Ephebos Heykeli


Kızılburun Sütun batığı kazısı

Kızılburun Batığı (İzmir)
İzmir’in güneybatı kesiminde yer alan Sığacık Körfezi’nin batısında bulunan Kızılburun Batığı’ndaki araştırmalar, 2005 yılından bu yana, Teksas A&M Üniversitesi’ne bağlı Sualtı Arkeoloji Enstitüsü (INA) tarafından, Deborah N. Carlson’ın arkeolojik yürütücülüğünde devam etmektedir. Geç Helenistik veya Roma Döneme ait bu taş nakil gemisinin taşıdığı en önemli yük, yarı-işlenmiş bir sütun başlığına sahip Dor düzeninde bir sütundur; 9 m yüksekliğinde ve bütün haldeki sütunun, bir tapınak cephesi yapımında ya da onarımında kullanılması planlanmış olmalıdır.

2007
2007 yılında, mermer sütun gövdelerinin çıkarılması çalışmasına devam edilmiştir. Kalan dört gövde çıkarıldığında altında üç mermer kaplama levhası ile gemi gövdesine ait ezilmiş ahşap kalıntıları bulunduğu anlaşılmıştır. Bundan sonraki çalışmalar, geminin özel olarak bu amaçla üretilmiş bir taş-taşıyıcı (navis lapidaria) olup olmadığını belirlemek amacıyla, ahşap kalıntılarının kazılarak çıkarılmasına odaklanmıştır.

2006
Gemide devasa Dor sütunla birlikte başka mermer parçalar da taşınmaktaydı. 2005 raporunda belirtilenler dışındaki altı adet yazıtsız mermer stel, mermer parçaların ocaktan kısa süre önce çıkarıldığına işaret etmektedir. Bu stellerin en yakın benzerlerine, MÖ 2. yüzyılda Smyrna’da rastlanmaktadır. Keramikler, MÖ 1. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir ve aralarında çok sayıda bütün halde amfora da vardır. Bunlar arasında Doğu Yunan ve Mısır tipi olanlar da bulunmakla birlikte çoğunun Adriyatik kökenli olduğu görülmekte; bu da geminin bir dönemde Batı Akdeniz’den yola çıktığını düşündürmektedir. Ancak izotop analizleri mermerin Marmara Adası’ndan çıkarıldığını göstermektedir; bu durumda geminin son yolculuğuna Karadeniz’den başlamış olduğu düşünülebilir.

Buluntular arasındaki pişmiş topraktan hermes figürini, gemi kültüne işaret etmektedir; geminin 100 kilogramdan ağır çapasının konumu da belgelenmiştir.

Araştırmanın ana hedeflerinden biri, özel olarak yapılmış bu navis lapidaria’nın omurgası ve yükü hakkında bilgi toplamaktır. Sekiz sütun tamburundan dördü, omurgayı ortaya çıkarmak üzere kaldırılmıştır; bunların her biri 6.5-7.5 ton ağırlıktadır. 5. ve 7. tamburların altında, küçük ama oldukça kalın, işlenmemiş mermer levhalar bulunmaktadır; bunların safra ya da tampon olarak veya tamburların gemiye taşınması sırasında kullanıldığı düşünülebilir.

2005
Dr Carlson tarafından sağlanmıştır.

INA 2005 yazında, Türkiye’nin Ege kıyılarındaki Kızılburun açıklarında batmış olan antik bir taş nakil gemisinde kazı çalışmasına başladı. 42 ila 45 m derinlikte yatmakta olan taş nakil gemisi, INA’nın 1993’teki yıllık araştırmalarından birinde, bu bölgede tespit ettiği en az beş batıktan biridir. Batık, dört çift halinde istif edilmiş sekiz adet büyük mermer sütun tamburu ve bunların üzerindeki Dor düzeninde tamamlanmamış bir sütun başlığı olduğu anlaşılan yüküyle ayırt edilebilmektedir. Yaklaşık 1 m yüksekliğe ve 1.53 ila 1.75 m arasında çaplara sahip olan tamburlar, söz konusu başlıkla beraber, yüksekliği 9 m’yi geçen, Dor düzeninde tek bir sütun oluşturuyor gibidir; sütunun bir tapınak ya da diğer bir anıtsal yapının cephesinde kullanılacağı düşünülmüş olmalıdır. 2005 kazı sezonunda tamburlardan birinden alınan numune, izotop analizi yapılmak üzere Willamette Üniversitesi’nden Dr Scott Pike’a gönderilmiş ve mermer tamburun/tamburların Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nden çıkmış olabileceği anlaşılmıştır.

Tambur yığınının yanındaki kumlu alanda yapılan incelemelerde, geminin ikincil yüküne ait parçalar da bulunmuştur; bunlar, sütunla ilişkili mimari elemanlar olarak düşünülebilecek çok sayıdaki büyük, dikdörtgen bloklardır. Diğer mermer buluntular arasında iki adet büyük kaideli kap (louterion), kabaca bitirilmiş fakat oldukça ince işçiliğe sahip daha küçük bir el yıkama kabı ve bitirilmemiş bir stel vardır. Batıkla ilişkili keramikler arasında bulunan ince keramikler ile Doğu Yunan, Adriyatik ve Mısır amforaları, geminin MÖ 1. yüzyılın başlarında battığını düşündürmektedir.

Tamburların çevresinde yapılan kazılarda bulunan yüzlerce çivi ile ahşap parça, tamburların muazzam boyut ve ağırlıkları sayesinde, geminin ahşap omurgasının önemli bir bölümünün korunmuş olabileceğine işaret etmektedir. 2006 kazı sezonunun başlıca hedeflerinden biri, korunmuş olan omurga kalıntılarını ortaya çıkarmak üzere mermer tamburların  kaldırması olacaktır (her birinin altı ya da yedi ton ağırlığında olduğu düşünülebilir). Antik taş nakil gemilerinin yapım tekniği ve yüklenmesi konularında çok az şey bilinmektedir; bu nedenle, gemilerde uzunlamasına yerleştirilmiş olan ve gerilmeye çalışan ahşap elemanların korunması, Kızılburun’daki bu navis lapidaria gibi özel olarak yapılmış gemileri anlamak açısından oldukça aydınlatıcı olabilir.

Helenistik dönem mimarlarının, geleneksel olan Dor düzeni yerine, daha moda olan İyon ve Korint düzenlerini tercih ettikleri düşüDor düzeninde bir sütun bulunması çok da alışılmış bir durum değildir. Ayrıca, Kızılburun mermerleri, Marmara Adası’nın Romalılarca henüz yoğun olarak işletilmeye başlamadığı yüzyıllarda dahi adadan Troad Bölgesi’nin dışına ithalat yapıldığını göstermeleri açısından önemlidir; zira bu tür bir kanıt adanın kendisinden elde edilememektedir. Mermerin izotop analizi, Kızılburun batığının yükünü nereden aldığı hakkında oldukça sağlam bir fikir vermiş olsa da, geminin yolculuğunun izlerini sürmek ve varması planlanan yeri belirlemek, ilerideki araştırmalarımızın büyük bölümünü kapsayacak gibi görünmektedir.




The shipwreck off Kızılburun, to the west of the Sığacık Gulf, southwest of Izmir, has been excavated since 2005 by the Institute of Nautical Archaeology (INA) at Texas A&M University, under the archaeological direction of Deborah N. Carlson. The main cargo of this Late Hellenistic or Roman stone carrier was a complete Doric column 9 m high with an unfinished capital, surely intended for the building or repair of a temple facade.

In 2007 work continued to raise the marble column drums. The remaining four were raised to expose three additional marble slabs and more crushed wood from the ship itself. Work then focused on excavation of the wood to determine whether the ship was a purpose-built stone carrier (navis lapidaria).

As well as the huge Doric column, the ship also carried other marble items. In addition to those listed in the 2005 report there were six uninscribed marble stelae, confirming that the marble items had been newly quarried. The best parallels for the stelae are from Smyrna in the 2nd century BC. The pottery gives a date in the first half of the 1st century BC and includes many intact amphoras. They include East Greek and Egyptian types but most are Adriatic and so perhaps the ship had sailed at some time from the western Mediterranean. However, isotopic analysis suggests the marble is Proconnesian and so the latest journey would seem to have been from the Black Sea.

A terracotta herm provides evidence of the ship cult, and the ship's anchor, of lead stock, has been located. It weighs more than 100 kg.

A main goal of the expedition is to study the hull and loading of this purpose-built navis lapidaria. Four of the eight column drums have now been raised to expose the preserved hull. Each weighed 6.5-7.5 tonnes, and under drums 5 and 7 were small, very thick, undressed marble slabs, perhaps ballast or packing, or they may have been used in the transfer of the drums to the ship.

Dr Carlson kindly provided the following report.

During the summer of 2005, INA initiated the excavation of an ancient stone carrier wrecked off the Aegean coast of Turkey at Kızılburun. The stone carrier, which lies at a depth of between 42 and 45 m, is one of at least five shipwrecks in the area discovered in 1993 during one of INA's annual surveys for shipwrecks. This wreck is distinguished by a cargo of eight massive marble column drums, stacked neatly in four pairs, and topped by what appears to be an unfinished Doric capital. The drums, which measure about 1 m in height and range in diameter from 1.53 to 1.75 m, appear to comprise, with the capital, a single Doric column over 9 m tall, probably destined for the façade of a temple or other monumental building. A sample drilled from one of the drums during the 2005 excavation season was sent to Dr Scott Pike of Willamette University for isotopic analysis, which revealed that the marble drum(s) likely originated in the Marmara region of Turkey.

Exploration of the sandy area adjacent to the drum pile revealed portions of the ship's secondary cargo, which is characterized by numerous large rectangular blocks that may represent architectural elements associated with the column. Other marble artifacts include two large basins (louteria) with pedestal bases, a roughly worked but very fine smaller hand basin, and an unfinished headstone (stele). Ceramics associated with the column wreck include fineware pottery and transport amphoras from East Greece, the Adriatic and even Egypt, and suggest that the ship went down in the early first century BC.

Excavation around the drums themselves yielded hundreds of nails and wood fragments, indicating that the massive size and weight of the drum cargo may have preserved a substantial portion of the ship's wooden hull. One major goal of the 2006 excavation season will be the removal of the marble drums (which are estimated to weigh as much as six or seven tons apiece) in order to excavate and raise any surviving hull remains. Archaeologists know regrettably little about the construction and lading of ancient stone carriers, and preservation of the ship's longitudinal stress timbers could tell us a great deal about the construction of purpose-built vessels such as this navis lapidaria from Kızılburun.

The presence of a Doric column on a shipwreck of the early first century BC is unusual inasmuch as Hellenistic architects clearly preferred the more fashionable Ionic and Corinthian orders to the rather traditional Doric. Furthermore, the Kızılburun marbles provide important evidence for Proconnesian exports beyond the Troad, in the centuries before the island's intensive exploitation by the Romans; evidence that has not survived on the island itself. While isotopic analysis of the marble has given us a fairly sound idea of where the Kızılburun cargo originated, the process of tracing the ship's voyage and working out its final destination promises to occupy much of our future research.

The excavation website is at
http://ina.tamu.edu/kizilburun













16 Ekim 2009 Cuma

Teos Antik Liman-Ancient Harbour

TEOS Antik Liman

Çok iyi korunmuş olan Teos antik limanının güney savunma duvarları doğu-batı ekseninde kayma yaparak, dalgakıran olarak devam etmektedir. Burada en sık esen kuzey-kuzeybatı rüzgarlarına karşı doğal olarak korunmuş, ancak şiddetli esen lodosa karşı da dalgakıran ile güvenilir bir liman oluşturulmuştur. Dalgakıran yaklaşık 200 m. uzunluğundadır. Dalgakıranın denize bakan bölümü kıyı sürüntü hareketleri sonucu kum ile kaplıdır. Küçük bir akarsu ve kıyı sürüntü hareketleri ile limanın içi de dolmuştur. Dalgakırana koşut uzanan rıhtımın 87 mlik bölümü korunmuş, doğu ucu ise dağılmış ve kısmen su altındadır.

Rıhtım üzerinde gemi bağlama taşları oldukça iyi korunmuştur. Gemi bağlama taşları rıhtım duvar örgüsünü oluşturan dikdörtgen blok sırasına, dikine bağlantılıdır. Günümüzde rıhtımın gemi bağlama taşları su seviyesine batar duruma gelmiştir. Rıhtımın yapıldığı İ. Ö. 3. yüzyıldan günümüze yerel tektonik hareketlerin özel durumu dışında Batı Anadolu kıyılarında deniz seviyesi değişimi olmadığı, ancak Arkaik ve Klasik Çağlara göre genelde denizin yükseldiği görülmüştür. 1962-1965 Boysal-Öğün kazılarında agorada yapılan A açmasında 1.5. m. derinde bulunan taban suyu altında Hellenistik ve öncesine ait yapı katlarının durumu bu saptamayı doğrular niteliktedir.
Limanın en önemli özelliği ise geçmişte GERRAİDAİ Limanı olarak anılan SIĞACIK'taki limanda sert esen rüzgarlarda TEOS ANTİK LİMANI çok kuytu, iyi bir sığınak. Ayrıca denizi ve plajı çok güzel, aniden derinleşiyor. TEOS'u gezdikten sonra üzerinizin teriyle, kendinizi buradan denize bırakınız, çevredeki her geçen gün yayılan sitelere, betonarme tatil evlerine rağmen.