ERYTHRAİ Antik kentinde HEROON (Yiğit Ata mezarı ve tapkı yeri) diye adlandırılan yapı, Tiyatronun kuzeybatı yakınında, devlet agorası alanının kuzey bitişiğinde bulunmakta. Önemli bir kişinin anıtsal mezar yapısı olduğu sanılıyor, fakat kimin için yapıldığı konusunda henüz bir bilgi edinilemedi. Yapım tarihinin ise İ. Ö 4. yüzyıl olduğu düşünülmekte.
22 Ağustos 2011 Pazartesi
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Erythrai /Ildırı Akropolündeki Matrone Kilisesi
ERYTRAI antik tiyatrosunun yanındaki dar,toprak yoldan akropole doğru tırmanarak MATRONE Kilisesinin önüne geliyorsunuz. Manzara muhteşem, biraz ilerde Athena tapınağının arkaik izleri dururken burada bir geç dönem kilisesi ile karşılaşmak biraz sürpriz oluyor. Önde Hippi adalarına bakarken, sağda MİMAS /KARABURUN ve GERENCE Körfezini seyredebilirsiniz. Arkada ALEON Irmağı'nın kurumuş fakat tarihten gelen etkileyici izleri.
Akropoldeki Matrone Kilisesi büyük ölçüde ayakta. Kilisenin önünde Hristiyan ölülere ait mezarlar görüyoruz. Kazı ekibi bu bölgeyi yoğun ağaç ve çalılardan arındırmış. Mezarların çevresini temizlemişler ve bir çevre düzenlemesine gitme kararı almışlar.
Kazı Kurulu başkanı Doç. Dr. AYŞEGÜL AKALIN- ORBAY diyor ki;
"Biz bu kiliseyi düzenleme kapsamında içindeki dolguyu da kaldırmaya başladık. Bu dolgu içinden hem arkaik tapınak hem de tiyatroya ait mimari elemanlar ve yazıt parçaları çıktı ki bu tabi elemanları tasnif etmeye başladık. Ancak dolgu kaldırıldıkça yapının zaten köylülerin belirttiği üzere 50li yıllarda kasten yıkılan binanın , üç nefli olduğunu bunları bölen tonoz ve fil ayaklarının yok edildiğini gördük. Bu nedenle iç kısımdan bu duvarların iskelelerde desteklenmeden dolguyu boşaltmaya devam etmenin tehlikeli olabileceğini düşünüyoruz. Çalışmalar sırasında bu kilisenin halen özellikle Yunanistan ve adalardan gelen kişiler tarafından bilinip kutsal yapı niteliğiyle de yoğun ilgi gördüğüne şahit oluyoruz.
Erythrai kapsamında sanat tarihçi ve restorasyonla uğraşan uzmanlar tarafından değerlendirilmeye değer bir yapı olduğunu düşünüyoruz."
http://www.izmirkulturturizm.gov.tr/dosya/1-279633/h/erythrai-cesme-kazisi.pdf

Akropoldeki Matrone Kilisesi büyük ölçüde ayakta. Kilisenin önünde Hristiyan ölülere ait mezarlar görüyoruz. Kazı ekibi bu bölgeyi yoğun ağaç ve çalılardan arındırmış. Mezarların çevresini temizlemişler ve bir çevre düzenlemesine gitme kararı almışlar.
Kazı Kurulu başkanı Doç. Dr. AYŞEGÜL AKALIN- ORBAY diyor ki;
"Biz bu kiliseyi düzenleme kapsamında içindeki dolguyu da kaldırmaya başladık. Bu dolgu içinden hem arkaik tapınak hem de tiyatroya ait mimari elemanlar ve yazıt parçaları çıktı ki bu tabi elemanları tasnif etmeye başladık. Ancak dolgu kaldırıldıkça yapının zaten köylülerin belirttiği üzere 50li yıllarda kasten yıkılan binanın , üç nefli olduğunu bunları bölen tonoz ve fil ayaklarının yok edildiğini gördük. Bu nedenle iç kısımdan bu duvarların iskelelerde desteklenmeden dolguyu boşaltmaya devam etmenin tehlikeli olabileceğini düşünüyoruz. Çalışmalar sırasında bu kilisenin halen özellikle Yunanistan ve adalardan gelen kişiler tarafından bilinip kutsal yapı niteliğiyle de yoğun ilgi gördüğüne şahit oluyoruz.
Erythrai kapsamında sanat tarihçi ve restorasyonla uğraşan uzmanlar tarafından değerlendirilmeye değer bir yapı olduğunu düşünüyoruz."
http://www.izmirkulturturizm.gov.tr/dosya/1-279633/h/erythrai-cesme-kazisi.pdf
Yazılar yüklenecektir.
19 Ağustos 2011 Cuma
Erythrai/Ildırı çevresindeki Antik Aleon Irmağı/Azmak Deresi
Aleon Irmağı'nın kaynak havuzundaki ilkçağ duvarlarından iki fotograf;
Erythrai Akropolünden, Matrone Kilisesi ve Athena Tapınak yerinden ALEON Irmağının günümüzdeki konumunu gösteren fotograflar;
Plinius'un bildirdiği gibi yazıtlarda ALEON nehrinden söz edilmektedir. Buna karşın Erythrai sikkelerinde Axus adı verilen bir nehir tanrısı simgelenir. Bugün Erythrai'da, örenin güneyinden körfeze akan tek bir ırmak vardır. Örenin kuzeyindeki ırmak yatağı şimdi kuru bir deredir. Azmak deresi de denir. Derenin çevresinde de eski çağ malzemesi yoğun bir biçimde görünmektedir.
Aleon ırmağı'nın çıkış yerinde bir havuz var. Aleon Erythrai kent kalıntılarının doğu yanıbaşından doğan, kenti taşıyan tepenin güney eteğinden geçip hemen orda denize dökülen bir dere. (Plinius V 117) Suyu tuzlu ve kükürtlü olan bu derenin bir havuz gölcüğü içinde kaynayan başlangıç pınarlarının kimi sıcaktır, ılıca suyudur, fokur fokur kaynar,. Derenin çıkış yerindeki, sözü edilen halkapınar havuzcuğunun iç yüzü daha ilkçağda taşla döşenmiş idi. (Alıntı: IONİA: Bilge Umar- Satrote/Erythrai sayfa:107)
George Bean Eskiçağda Ege Bölgesi (ARİON YAY. Çeviri:İNCİ DELEMEN)adlı yapıtında ALEON'la ilgili şunları yazıyor;
"Böylece sınırlanan topraklar, surların içinde kentin doğusunda ortaya çıkan bir ırmakla sulanır. Irmağın denize yakın kesimleri çevreyi bir bataklığa dönüştürmüştür. Güçlü akıntısıyla iki değirmeni çalıştırabilmektedir." derken, İsmi konusunda çelişkiye düşüyor ama Plinius'a gönderme yaparak, "Yazıtlarda ALEON ırmağından söz edilmekte, Plinius'ta bunu doğruluyarak sularının insan vücudunda kıl çıkartmak gibi garip bir özelliği olduğuna işaret etmektedir."
Ayrıca ERYTHRAİ ile ilgili kanımca en önemli kaynak değerli Arkeolog Prof. Dr. CEVDET BAYBURTLUOĞLU'nun ERYTHRAİ kitabındadır, Bayburtluoğlu'da Plinius'un alıntılarıyla ALEON'u belgelemekte. Bayburtluoğlu bu ayrıntılı ERYTHRAİ kitabında 2,4,9,15,24,26,44,45,47,79,81,82. sayfalarında ALEON/ALEOS'a değiniyor. Örneğin 4. sayfada diyor ki; "Yarımadanın diğer kısımlarını bir tarafa bırakıp yalnızca Erythrai çevresini incelersek bugünkü köylülerin AZMAK dedikleri ve eskilerce Aleon veya Aleos olarak isimlendirilen derenin başlıca akarsu olduğunu görürüz. ALEON ve ALEOS antik şehrin surları içinde KLAZOMENAİ Kapısının yakınında kaynak olarak doğmakta ve menderesler çizerek köyün güneyindeki koyda denize ulaşmaktadır.
ERYTHRAİ sonraları Akropol ile kıyı arasındaki batı yamacına doğru kaymış, daha sonra ALEON'un suladığı düzlükte genişlemiş ve nihayet Hellenistik ve Roma devirlerinde doğudaki yerleşmeye ek olarak, özellikle imalat atölyeleri gibi tesisler Akropolün kuzeyindeki surlar içinde kalan sahada yoğunlaşmış. Antonius Pius dönemindeki sikkelerde NEHİR TANRISI:ALEON ismi geçmekte. Akropolün kuzeyinde, güney kuzey doğrultusunda uzanan ALEON nehrini kesen Aquadukt/Su kemeri Bizans döneminden kalma. Vaktiyle akan ALEON Nehri'nin geçtiği yerlerde antik kanal izleri bulunmakta. Piri Reis ise Kitab-ı Bahriye'sindeki haritada ALEON Irmağını MA-i Ildır olarak göstermiş...
Erythrai Akropolünden, Matrone Kilisesi ve Athena Tapınak yerinden ALEON Irmağının günümüzdeki konumunu gösteren fotograflar;
Plinius'un bildirdiği gibi yazıtlarda ALEON nehrinden söz edilmektedir. Buna karşın Erythrai sikkelerinde Axus adı verilen bir nehir tanrısı simgelenir. Bugün Erythrai'da, örenin güneyinden körfeze akan tek bir ırmak vardır. Örenin kuzeyindeki ırmak yatağı şimdi kuru bir deredir. Azmak deresi de denir. Derenin çevresinde de eski çağ malzemesi yoğun bir biçimde görünmektedir.
Aleon ırmağı'nın çıkış yerinde bir havuz var. Aleon Erythrai kent kalıntılarının doğu yanıbaşından doğan, kenti taşıyan tepenin güney eteğinden geçip hemen orda denize dökülen bir dere. (Plinius V 117) Suyu tuzlu ve kükürtlü olan bu derenin bir havuz gölcüğü içinde kaynayan başlangıç pınarlarının kimi sıcaktır, ılıca suyudur, fokur fokur kaynar,. Derenin çıkış yerindeki, sözü edilen halkapınar havuzcuğunun iç yüzü daha ilkçağda taşla döşenmiş idi. (Alıntı: IONİA: Bilge Umar- Satrote/Erythrai sayfa:107)
George Bean Eskiçağda Ege Bölgesi (ARİON YAY. Çeviri:İNCİ DELEMEN)adlı yapıtında ALEON'la ilgili şunları yazıyor;
"Böylece sınırlanan topraklar, surların içinde kentin doğusunda ortaya çıkan bir ırmakla sulanır. Irmağın denize yakın kesimleri çevreyi bir bataklığa dönüştürmüştür. Güçlü akıntısıyla iki değirmeni çalıştırabilmektedir." derken, İsmi konusunda çelişkiye düşüyor ama Plinius'a gönderme yaparak, "Yazıtlarda ALEON ırmağından söz edilmekte, Plinius'ta bunu doğruluyarak sularının insan vücudunda kıl çıkartmak gibi garip bir özelliği olduğuna işaret etmektedir."
Ayrıca ERYTHRAİ ile ilgili kanımca en önemli kaynak değerli Arkeolog Prof. Dr. CEVDET BAYBURTLUOĞLU'nun ERYTHRAİ kitabındadır, Bayburtluoğlu'da Plinius'un alıntılarıyla ALEON'u belgelemekte. Bayburtluoğlu bu ayrıntılı ERYTHRAİ kitabında 2,4,9,15,24,26,44,45,47,79,81,82. sayfalarında ALEON/ALEOS'a değiniyor. Örneğin 4. sayfada diyor ki; "Yarımadanın diğer kısımlarını bir tarafa bırakıp yalnızca Erythrai çevresini incelersek bugünkü köylülerin AZMAK dedikleri ve eskilerce Aleon veya Aleos olarak isimlendirilen derenin başlıca akarsu olduğunu görürüz. ALEON ve ALEOS antik şehrin surları içinde KLAZOMENAİ Kapısının yakınında kaynak olarak doğmakta ve menderesler çizerek köyün güneyindeki koyda denize ulaşmaktadır.
ERYTHRAİ sonraları Akropol ile kıyı arasındaki batı yamacına doğru kaymış, daha sonra ALEON'un suladığı düzlükte genişlemiş ve nihayet Hellenistik ve Roma devirlerinde doğudaki yerleşmeye ek olarak, özellikle imalat atölyeleri gibi tesisler Akropolün kuzeyindeki surlar içinde kalan sahada yoğunlaşmış. Antonius Pius dönemindeki sikkelerde NEHİR TANRISI:ALEON ismi geçmekte. Akropolün kuzeyinde, güney kuzey doğrultusunda uzanan ALEON nehrini kesen Aquadukt/Su kemeri Bizans döneminden kalma. Vaktiyle akan ALEON Nehri'nin geçtiği yerlerde antik kanal izleri bulunmakta. Piri Reis ise Kitab-ı Bahriye'sindeki haritada ALEON Irmağını MA-i Ildır olarak göstermiş...
18 Ağustos 2011 Perşembe
Erythrai/Ildırı-Cennettepe'deki Roma Dönemi Mahallesi ve Mozaikler
ERYTHRAİ'de son dönem kazılarında CENNETTEPE'deki ROMA VİLLALARI ve Çok güzel mozaikler ele geçirildi. Bu mozaikler aynı dönemde Anadolu'nun birçok yerinde gördüğümüz örneklere benziyordu.
Örneğin Edremit Körfezi'ndeki ANTANDROS Roma Mahellesinin villasındaki mozaiklerle, EPHESOS Yamaç ve PERGAMON'daki Z yapısıyla dönemsel bağlar kurmak mümkündü.
Kazı sayfasındaki yazıyı da sizinle paylaşıyorum.
CENNETTEPE ROMA MAHALLESİ:
Ildırı Köyü'nün hemen girişinde deniz kenarında yer alan yüksek düz yükselti, Roma Döneminde yönetici ve elitlerin oturduğu zengin bir mahalle olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine Prof. Akurgal döneminde burada başlanılmış olan kazılarda Hellenistik Dönemden 19. yy.’a kadar üst üste inşa edilmiş büyük yapı kompleksleri gün ışığına çıkarılmıştır. Bunlar üzerinde bulunan mozaikler ise Cennettepe’nin, esas Roma döneminde Erythrai’ın zengin ve görkemli kesimini teşkil ettiğini ortaya koyar. Öyle ki Roma Dönemi katına ait yapıların tabanını süsleyen bu büyük mozaik panolar teknik ve estetik açıdan döneminin üstün kaliteli örnekleridir ve İS 1-2.yy’lara tarihlenirler. Mozaiklerin bir kısmı Prof. Akurgal Döneminde Avusturyalı uzmanlarca restorasyona tabi tutulmuş ancak kazılardan sonra açıkta kaldıkları için büyük ölçüde tahrip olmuşlardır. Günümüze gelmelerini ise 1998’de Çeşme Müzesi tarafından alanın tel örgüyle çevrilmesi ve mozaiklerin bir kısmının da mermer kumu ile kapatılmasına borçluyuz. İÖ. 3. yy dan 19 yy la kadar iskan görmüş Cennettepe’de ekibimiz, buradaki kazıları hızla tamamlayıp bilimsel yayınlarını yapmak için çalışmaktadır, paralelinde uzmanlardan oluşan diğer teknik ekibimiz de mozaiklerin konservasyonlarına başlamıştır. Öyle ki biz Ildırı’nın tam girişinde yer alan Cennettepe’yi, kısa vadede bir üst örtüyle korunan yarı açık bir müze şeklinde, önündeki alanı da kültürel aktivitelerin yürütüleceği bir “arkeoloji-kültür parkı” olarak sunmayı hedefliyoruz.
Roma Döneminde de Erythrai’ın ticari etkinliğinin yoğun olduğu, ürettiği çok kaliteli şaraplarla antik dünyada ünü bulunduğu bilinmektedir. Hellenistik ve Roma Dönemindeki zenginliğini yerleşimin kuzeyindeki ve “Cennet Tepe” diye adlandırılan kesimdeki, tabanları mozaikli Roma evleri büyük ölçüde yansıtmaktadır. Fakat yerleşimin Roma Dönemi, daha önceki araştırmaların özellikle Arkaik akropolde yoğunlaştırılmasından dolayı yeterince bilinmemektedir. Değinilen tüm bu yönleriyle Erythrai İonia ve Batı Anadolu arkeolojisi için önemli sonuçlar verecek bir merkezdir.
Erythrai’da arkeolojik kazılara 2006 Kazı Sezonunda Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Gül Akalın başkanlığında ve Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Gör. Dr. Kamil Doğancı’nın yardımcılığında yeniden başlanmıştır.
Kazı Kurulu Başkanı Sayın DOÇ. DR. AYŞEGÜL AKALIN.
Niobe/Ağlayan Kaya-Spylos Magnesia'sı-Manisa
Bir Lydia efsanesi der ki;
Magnesia'nıngüneyinde yükselen Spil Dağı’nın (SPYLOS/ZAPASLA) mekân olduğu öykülerden biri de Niobe’ye aittir. Tantalos'un kızı Niobe, Manisa’da doğmuş, yine efsaneye göre tanrıça Leto ile birlikte büyümüş, onunla arkadaşlık etmiştir. Daha sonra Thebai Kralı Amphion ile evlenen Niobe’nin yedi kız, yedi erkek olmak üzere ondört çocuğu olur. Bu olay üzerine Niobe kendini öyle beğenir ki Thebai kadınlarının büyük saygı duyduğu tanrıça Leto’nun onuruna tütsü yakmak için toplanılan tapınakta insanlara emir veren bir sesle; “İnsanlar! Neden Leto’yu önere ediyorsunuz, kraliçeniz ben varken? Neden Leto’ya tapıyorsunuz? Onun sadece iki çocuğu var. Benim ise ondört! Alkışlarınızı ve adaklarınızı bana yapın, ona değil!” der. Leto bunları duyunca çok üzülür ve öfkelenir. Niobenin cezalandırılmasını ister. Çocukları Artemis ve Apollo’yu yanına çağırarak durumu anlattığında iyi kardeş Niobe’ye hak ettiği cezayı vermek için harekete geçerler.
Niobe’nin yedi oğlu Kitheron dağının kayalıklarla örtülü sarp yamaçlarında avlanırken Apollo öğle vakti onları kıstırdı ve görünmez okları ile yedisini de öldürdü. Refakatçilerinin yakarışlarını duyan Niobe hızla olay yerine gider ve kızları da onu izler. Niobe oğullarının üzerine kapanarak acıyla çığlıklar atar. O an yasta olmasına rağmen halka, gururlu bir şekilde, Leto’ya “sen henüz zaferi kazanmadın. Çünkü hala senden daha değerliyim. Yedi çocuğum kaldı, senin ise sadece iki çocuğun var” cümlesini daha bitirmeden Artemis yedi okla kızlarını da öldürüyor. Çocukların cesetleri 10 gün sonra tanrılar tarafından gömülür.
Niobe çocuklarının başına gelen bu olay üzerine günlerce ağlar ve çocuklarının öldüğü dağa çıkıp Zeus’tan kendisini kayaya çevirmesini ister. Zeus’ta bu acılı annenin isteğini yerine getirip onu çocuklarının cenazesinin başında bir kayaya çevirir. Karaköy semti Çaybaşı Mevkii’nde kadın başı şeklindeki bu kayanın göz çukuru şeklindeki girintilerinden yakın zamana kadar sızan su damlaları Niobe’nin gözyaşları olarak yorumlanır ve halk arasında “Ağlayan Kaya” adıyla anılır. Yakından bakıldığında doğal bir kaya oluşumu, batı yönünden biraz uzaklaşılarak bakıldığında ise kadın başı şeklinde görünen bu kaya günümüzde en çok ziyaret edilen yerlerden biri olmuştur.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Myndos/Gümüşlük
MYNDOS
Topografik Yapı: Muğla İli, Bodrum İlçesi, Gümüşlük Beldesi sınırları içerisinde kalan ve antik coğrafyada Karia kentlerinden birisi olan Myndos, Strabon'un da tanımladığı gibi, Halikarnassos'un hemen yakınında, Kos'un Scandaria Burnu’nun karşısında, Termerium Burnu üzerinde yer almaktadır. Gümüşlük batı uzantısı yüksek bir yarımadadır ve bağlantıyı sağlayan dar boğaz, Knidos’ta olduğu gibi, muhtemelen erken dönemlerde bir koridorla birbirinden ayrılmaktadır. Myndos’u Halikarnassos’a bağlayan alanda tepelerin arasında pek çok zengin ve verimli vadiler, bu vadilerdeki karşılıklı bayırlarda rüzgar değirmenleri ve yerleşimlerin olduğu tali alanlar bulunmaktadır. Bu araziler kara bağların, diğer bir ifade ile siyah üzümün memleketi olarak bilinmektedir.Tarihçe: İ.Ö. 2. binde Minos Krallığı'nın egemenliği altında olmak üzere Pelasglar ile birlikte adalarda yaşayan Lelegler, Karia kıyılarına çıkarak ilk sahiplerini buralardan uzaklaştırıp, kendi kentlerini kurmuşlardır. Böylece Myndos, Lelegler tarafından Karia Bölgesi'nde kurulan sekiz kentten birisi olmuştur. Strabon göre diğer yedisi Leleg kenti; Termera, Side, Madnasa, Padasa, Uranium, Telmessos ve Theangela/ Syangela'dır. Yine Strabon'a göre, Karia Satrabı Mausolos İ.Ö. 4. yüzyılda sekiz kentten altısını boşaltarak, buralarda yaşayan insanları Halikarnassos’a yerleşmeleri konusunda baskı uygulamıştır. Ancak Myndos'a dokunulmayarak, kent kıyıya doğru, yani şimdi Gümüşlük Beldesi'nin bulunduğu alana taşınmıştır. Eski kent ise daha sonra Palaimindos olarak anılmıştır. Mausolos tarafından yeniden inşa ettirilen kent, Yunan şehircilik anlayışına uygun bir şekilde planlanmış ve yerleşim alanının tamamı sur içerisine alınmıştır. Günümüze kadar gelen kent dokusu Mausolos tarafından kurulan kente aittir. Ancak Roma imparatorluk çağında da büyük eklemeler söz konusudur. Herodot yaklaşık İ.Ö. 500 yılında kentin Aristogoras'ın donanmasına bir gemi verdiğinden, Attik-Delos Deniz Birliği'nin ilk üyelerinden birisi olduğundan bahsetmekte ve Birliğe 12 talent vergi ödemek zorunda olduğundan söz etmektedir. Bu ağır vergi yüzünden bu dönemde şehrin oldukça küçüldüğü bilinmektedir. İ.Ö. 334'de B. İskender Myndos'u kuşatmış, fakat alamayınca Halikarnassos'a yönelmiştir. Daha sonra B. İskender'in komutanlarından Ptolemaios ile Asandros İ.Ö. 333'de Satrap Orontobates'i yenilgiye uğratarak Myndos ile birlikte bütün Karia Bölgesi’nde hakimiyet sağlamışlardır. B. İskender'in imparatorluğunun parçalanmasından sonra, Mısır'da bulunan Ptolemaios Krallığını kurması üzerine Myndos Ptolemaioslar Hanedanlığı'nın idaresine girmiştir (İ.Ö. 308-275). Sonrasında ise Myndos'un Lysimakhos Hanedanlığı'nın idaresine girdiği görülmektedir. İ.Ö. 201 'de Lade Deniz Savaşı’nda Rhodos donanması Myndos Limanına sığınmıştır. İ.Ö. 197'de ise kenti Rhodos koruması altında görmekteyiz. İ.Ö. 196 yılında Suriye Kralı Antiokhos'a karşı Rhodos'la işbirliği yaparak bağımsız olmuştur. Bu tarihte şehir ilk kez kendi şehir sikkelerini darp etmiştir. Daha sonra Pergamon Krallığı idaresine giren kent, İ.Ö. 133'de Pergamon'un son kralı III. Attalos'un ölümü üzerine bıraktığı vasiyetname ile Roma'ya bırakılmış. Böylece imparatorluğun Küçük Asya kentleri arasında yer almıştır. İ.Ö. 44 yılında Caesar'ın öldürülmesinden sonra Brutus ve Cassius Roma Cumhuriyeti adına Anadolu'ya egemen olmuş ve bu tarihte Cassius donanmasını Myndos limanında barındırmıştır. Ancak Brutus ve Cassius'un donanmalarının M. Antonius tarafından yenilgiye uğratılması, bu egemenliğin kısa sürmesine ve bir süre için Myndos'un Rhodos'un hakimiyetine geçmesine neden olmuştur. Ancak Rhodos'un sert bir yönetim sergilemesi sonucu oluşan huzursuzluk, kentin tekrar Roma egemenliğine geçmesine neden olmuştur. Kent, Hıristiyanlık döneminde Amyndos adı altında, Karia Eparchiası’na bağlı bir piskoposluk merkezine dönüşmüştür. Böylece Myndos'un geç dönemine ait bilgilere de sağlıklı bir şekilde ulaşmak mümkün olmaktadır. Karia Eparchiası’na dahil olması nedeniyle kent hakkındaki bilgileri İ.S. 375'deki konsül listelerinin yer aldığı Hierokles'ten almaktayız. Kent, Karia Bölgesi’nin büyük bir bölümünü etkileyen büyük bir deprem ile terk edilmiş, özellikle Orta çağda kıyıların güvenliğini sağlamada yaşanan sıkıntılar nedeni ile de günümüze kadar bir daha iskan edilmemiştir. Kentin sonunu hazırlayan büyük depremin izlerini hem Doğu Limanı’nda denizin içine çökmüş olan mimari kalıntılardan, hem de büyük bloklar halinde yıkılmış olan ve birkaç örneği kısmen de olsa günümüze kadar korunmuş olan duvar parçalarından izlemek olasıdır.
Araştırma Tarihi: Kentle ilgili modern araştırmalar 1800'Iü yıllarda başlamak üzere çoğunlukla seyyahlar tarafından yapılmıştır. Bu dönemde tiyatro ve stadyum gibi günümüze ulaşamayan kalıntılardan da bahsedilmektedir. Yine 19. yüzyılda W.R. Paton ve J.L. Myres şehri gezmiş, çoğunlukla yazıtlar üzerinde incelemeler yapmış ve kentin bir Leleg yerleşmesi değil de, Grek kenti olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu görüşlerini de Stephanos Byzantion ve Plinius'un Myndos'u bir Hellen kenti olarak tanımlamasından hareket ederek desteklemişlerdir. Fr. Beaufort 1811'de Anadolu'da yaptığı gezi ve araştırmalarını Karamania adlı eserinde toparlamış ve burada Gümüşlük Limanı’nın girişindeki dalgakıran ve körfezin ön kısmındaki bazı kalıntıları tespit etmiştir. 1850'lerde ise kesme taş örnekleri tepelerin yamaçlarında görülebilmekte ve ayrıca duvarların dışında birkaç mezar da dikkati çekmektedir. Kitabeler ise dikkati çekenden çok daha azdır. Myndos ve çevresiyle ilgili araştırmalar yapan C. T. Newton limandaki kıyı düzlüğünde bir tapınak büyük bir kilise ve hamamlardan söz etmektedir. 1950'li yıllarda ise G.E. Bean kenti ziyaret etmiş, liman ve şehir dokusunu oluşturan yapılar hakkında halen büyük ölçüde faydalandığımız bilgileri aktarmıştır.
Yazı ve Fotograflar yüklenecek.
16 Ağustos 2011 Salı
Çallı Köyü-Burhaniye'de ıssız bir köy
ÇALLI KÖYÜ
Burhaniye'nin doğusuna düşüyor. Kent merkezine 9km. uzaklıkta. Börezli ile Kuyucak arasında kalıyor. Önceleri 73 kişilik nüfusu vardı, şimdi 5 yaşlı aile yaşıyor. Börezli, Fuğla Tepe gezimizde rastladık ÇALLI'ya. Gerçekten kimsecikler yoktu, terkedilmiş, Antik MADRA dağının yükseltilerinin yamaçlarında yer alan ilginç evleri ve sokaklarıyla dikkatimizi çekmişti.
Bu geziye artık aramızda olmayan ama kalplerimizde yaşayan dostum Tur Rehberi MUSTAFA HALMAN'la katılalı yıllar olmuş, yukarıda yüklediğim fotografları işte bu gezide ve 2004 yılında çekmiştim. Ve yıllar sonra da aşağıdaki haberi okudum.
Balıkesir'in Burhaniye ilçesine bağlı Çallı köyü yaşanan göçler yüzünden hayalet köy haline geldi. Yaklaşık 40 yıl önce 250 hanenin bulunduğu köyde yaşayan aile sayısı 5 e düşerken öğrenci yüzünden kapanan okul da harabe haline geldi.
İlçeye 9 kilometre uzaklıktaki Edremit Körfezi manzaralı Çallı köyü yıllardır yaşanan göçler yüzünden hayalet köye döndü. Köydeki çok sayıdaki toprak damlı ev kullanılmadığı için yıkılmış. Komşuların ovada bulunan Kızıklı ve Börezli köylerine taşındıklarını belirten 39 yaşındaki Cemil Özen, köyde yıllardır düğün yapılmadığını söyledi.
ERKMEN SENAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























