



Hipodromun güneydeki yuvarlık ucunun etkileyici alt yapısının aşağısında bulunan Sts.Sergius ve Bacchus erken Bizans döneminin günümüzde ayakta kalabilen mimari yapılarının en önemlilerindendir. Kilise 1. Justinian (527-565) ve Eşi Theodora tarafından büyük olasılıkla530-533 tarihleri arasında, önce Homisdas Sarayı'nda (justinien'in özel konutu) bulunan Monophysite cemaati için yaptırılmıştı.Justinian 527de Magnum Palation/Büyük Saray'a taşınmıştı. Kilise planı olarak dışardan dikdörtgen, içerde sekizgen biçimindedir ve büyük bir kubbe ile üstü örtülmüştür. Alt sütunlar üzerinde bir kitabede anıtsal yapıda bulunan bir kitabede Iustinianus'un Sts. Sergius ve St. Bacchus adlı azizler adına yaptırıldığı yazılı. Tuğla görünümlü bir yapı. 30x34metre karelik bir sahada yer almıştır. 19m. yüksekliğindeki kubbesi sekiz ayaklı kemerlere oturmuştur. 34 Mermer sütunun 16sı altta ve 18i üstte sıralanmıştır. Kubbeli sekizgen orta bölüm iki katta, orta bölümü kuzeye, batıya ve güneye doğru kaplayan bir koridor ile çevrelenmiştir. Sekiz penceresi olan 16 kirişten oluşarak, orta bölümün kubbesi bir sekizgen şeklinde 8 ağır payandada 8 geniş kemer üzerinde desteklenmiştir. Payandalar arasındaki boşluk 28 mermer sütundur, apsis hariç her bölümde 2 adet vardır. Üst kat koridorundaki sütunlar küçük kemerlerle birleşirken alt revaklardaki sütunlar da bir pervazı taşımaktıdır.Orta bölümün 4 köşesindeki sütunlar üst koridor seviyesinde yarı kubbelerle birlikte yarı dairesel bölmeler oluşturarak yerleştirilmiş. Batıya doğru koridor, sayt sütunlar ve payanda dizisi ile ayrılan çift katlı bir giriş avlusu narteks ile birleşir. Yakın dönemde yapılan araştırmaya göre, iriş avlusu daha sonra büyük olasılıkla 6.yy. da etlenmiştir. Trifrae yani üç kemerli pencereler, her iki katı çevreleyen koridorlara ışık sağlamaktaydı. Kilisenin güney Justinian duvarının ortasında alt triforae sağlam durumda, sütunlarına da eskiden pencere çerçevelerinin takılı olduğunu gösterir. Güney üst triforaenin sütunları ve sütun başları Bizans döneminde değiştirilmişti. Üst koridorun o bölümünün özgün yapısı 6. yy.dan itibaren çok değişmemişti. Kuzey cephesindeki Triforae iyice kaybolmuştu.Üst kuzey triforae kilise içinde görülmüyor. Cephha üzerinden bakıldığında kalıntıları tanınmaktadır.
İstanbul'un Tarihsel Topoğrafyası kitabında Hellence adıyla ilgili bilgi verildikten sonra önemli bilgiler çok önemli eski fotograflarla birlikte geliyor arka arkaya;
1,Regio'nun batısında 3. Regio'nun sınırında, adını, 324 yılında kaçan Constantinus'un sarayına aldığı (Zosimus 93 B) ve burada yerleşmesine izin verdiği Sasani Prensinden alan Hormisdas Sarayı yer alır.
6. Yüzyılın birinci yarısı:
İmparator İustinos'un (518-527) yeğeni, yani bir sonraki imparator 1. İustinianos yani Petrus Sabbatius 518-519 yıllarında, oturduğu Hormisdas Sarayı'nda, Havari Petrus ve Paulus'a adanmış bazilika planını örnek alarak bir kilise yaptırır. (Prokopius, Aed 1 4,6) Bu kilise için 519 yılında Papa, Hormisdas'tan Kilisenin adını taşığıdı azizlerin kutsal eşyalarını ister. İustinianos'un 527 yılında yönetime geçmesiyle bu yapı, Büyük Saray'a dahil edilir. 531-536 yıllarında ise önceden yapılmış bazilikanın kuzeyinde Aziz Sergios ve Bacchus'a (Bakchos) ithaf edilen bir merkezi yapı inşa edilir. Bu yapının sekiz kısımlı bir oktagon ve üzerindeki kubbe, tam dik açılı olmayan ve dörtgen oluşturan duvarlar üzerine oturtulur. Yapının üç yanındaki galeriler sekiz köşeli kubbeli mekanı çevreler ve kapılarla bitişiğindeki yapıya bağlanır. İki kilise ortak bir ön avluyla birbirine bağlanır. (Prokopius, Aed 1 4, 1-8) ve ortak bir atriuma sahiptir. Manastırın baş rahibi Paul bu arada inşa edilen manastırı 536 yılında yapılan konsilde temsil eder.
536-537 yıllarında monofizitler takibe alındığında Hormisdas Sarayı'nda bir monofizit manastırı kurulur. (PO 18, 600 vd) Pek çok takip edilen kişi, özellikle de imparatorluğun doğusundan gelenler buraya sığınır ve İmparatoriçe Theodora'nın koruması altına alınırlar. 548 yılında, Theodora'nın ölümünden sonra, manastırın içinde bulunanlar Urbicius'un evine nakledilir. Bundan sonra 551 yılında, güvenlik güçlerinin buraya sığınan Papa Virgilius'u zorla çıkarmaya çalışması, huzursuzluğa neden olur. (Theoph 225 Boor)
Yazılar devam edecektir.
Kaynaklar: Bizans Büyük Yürüyüş Yolu, Büyük Saray Bölgesi Byzantium 1200 projesi Jan Kostenec 2007
İstanbul'un Tarihsel Topoğrafyası:Wolfang Müller Wıener -Yky Yay. 2001, 2007
Iustinianus Döneminde İstanbul'da Yapılar: Fırat Düzgüner-Arkeoloji ve Sanat yay.




























</
Dionysos Byzantios, ANAPLOUS BOSPOROU adlı yapıtında diyor ki, BOUS/SALACAK'tan sonra HERAGORA adlı pınar ve KAHRAMAN EUROSTOS TEMENOSU gelir. Burası da HAYDARPAŞA GARI Çevresinde aranmalıdır.
Türkiye'deki bu demiryolu ağının en büyük mimari yapısı 20. yy başındaki Türk-Alman dostluğunu vurgular. Adını bulunduğu semtten alır ve neo rönesans üsluplu ve "U"planlıdır. Mimarları, Alman Otto RİTTER ile Helmuth CUNO'dur. Açılışı 2. meşrutiyet'in ilanından sonra 19 ağustos 1908'de yapılmıştır.
Haydarpaşa Garı'nın dış cephesi taraklanmış kumtaşı ile kaplı, Ana cephe 1100 ahşap kazık üzerine temellendirilmiş, Arduvaz kaplı dik çatıyla 6 katlı garın iç mekanları; çapraz ve kaburgalı tonozları, köşe odaları, dolama dal motifli kartuş ve girIandları, vitrayları ile dikkati çeker.
Rıhtımdan mermer merdivenlerle çıkılan platformda ana cephe; dairesel köşe kuleleri, kulelerin sivri külahları, alınlık görünümlü saat kulesi, Barok bezemeleri, balkonlu zarif pencereleri, kat kornişleri ve pilastralarıyla bezelidir.
Tüm çağdaş, uygar zihniyet ve ülkeler kendi kültürel tarihleri ve tarihsel coğrafyaları içinde yer alan böylesi mimari yapılarına sahip çıkarlar, onları yaşatırlar, bizdeki zihniyetler ise Haydarpaşa Garı gibi bir tarihsel yapıyı abuk sabuk faydacı insanlık dışı niyetlerle yakarlar, yok etmeye kalkarlar. Haydarpaşa'larla İçimizi de yakarlar, ruhumuzu da yakarlar, geleceğimizi de karartırlar.
Ama şu bilinsin ki; Özellikle son 30 yıldır, 12 eylülle beraber ülkemizi sömürüden, yoksulluktan, menfaat ilişkilerinden, faydacılıktan inim inim inleten o vahşi neo liberal çarpık kapitalist zihniyet; Haydarpaşa'dan Manhattan ucubeliği yaratamayacaktır. Küresel çürümenin adaleti de, sanatı da, kültürü de bu kadardır. HAYDARPAŞA GARI'nın yalnız bırakılmasına Türkiye'nin emekçileri, aydınları, sanat, kültür ve bilim insanları ve Kadıköy'ün aydınlık insanları izin vermeyecektir...
Fotograflar için Demiryolu Emekçisi ve araştırmacısı arkadaşımız Sevgili TUGAY KARTAL'a çok teşekkür ederim.




















