15 Aralık 2010 Çarşamba

Küçük Ayasofya/Sts. Sergius ve Bacchus





Hipodromun güneydeki yuvarlık ucunun etkileyici alt yapısının aşağısında bulunan Sts.Sergius ve Bacchus erken Bizans döneminin günümüzde ayakta kalabilen mimari yapılarının en önemlilerindendir. Kilise 1. Justinian (527-565) ve Eşi Theodora tarafından büyük olasılıkla530-533 tarihleri arasında, önce Homisdas Sarayı'nda (justinien'in özel konutu) bulunan Monophysite cemaati için yaptırılmıştı.Justinian 527de Magnum Palation/Büyük Saray'a taşınmıştı. Kilise planı olarak dışardan dikdörtgen, içerde sekizgen biçimindedir ve büyük bir kubbe ile üstü örtülmüştür. Alt sütunlar üzerinde bir kitabede anıtsal yapıda bulunan bir kitabede Iustinianus'un Sts. Sergius ve St. Bacchus adlı azizler adına yaptırıldığı yazılı. Tuğla görünümlü bir yapı. 30x34metre karelik bir sahada yer almıştır. 19m. yüksekliğindeki kubbesi sekiz ayaklı kemerlere oturmuştur. 34 Mermer sütunun 16sı altta ve 18i üstte sıralanmıştır. Kubbeli sekizgen orta bölüm iki katta, orta bölümü kuzeye, batıya ve güneye doğru kaplayan bir koridor ile çevrelenmiştir. Sekiz penceresi olan 16 kirişten oluşarak, orta bölümün kubbesi bir sekizgen şeklinde 8 ağır payandada 8 geniş kemer üzerinde desteklenmiştir. Payandalar arasındaki boşluk 28 mermer sütundur, apsis hariç her bölümde 2 adet vardır. Üst kat koridorundaki sütunlar küçük kemerlerle birleşirken alt revaklardaki sütunlar da bir pervazı taşımaktıdır.Orta bölümün 4 köşesindeki sütunlar üst koridor seviyesinde yarı kubbelerle birlikte yarı dairesel bölmeler oluşturarak yerleştirilmiş. Batıya doğru koridor, sayt sütunlar ve payanda dizisi ile ayrılan çift katlı bir giriş avlusu narteks ile birleşir. Yakın dönemde yapılan araştırmaya göre, iriş avlusu daha sonra büyük olasılıkla 6.yy. da etlenmiştir. Trifrae yani üç kemerli pencereler, her iki katı çevreleyen koridorlara ışık sağlamaktaydı. Kilisenin güney Justinian duvarının ortasında alt triforae sağlam durumda, sütunlarına da eskiden pencere çerçevelerinin takılı olduğunu gösterir. Güney üst triforaenin sütunları ve sütun başları Bizans döneminde değiştirilmişti. Üst koridorun o bölümünün özgün yapısı 6. yy.dan itibaren çok değişmemişti. Kuzey cephesindeki Triforae iyice kaybolmuştu.Üst kuzey triforae kilise içinde görülmüyor. Cephha üzerinden bakıldığında kalıntıları tanınmaktadır.
İstanbul'un Tarihsel Topoğrafyası kitabında Hellence adıyla ilgili bilgi verildikten sonra önemli bilgiler çok önemli eski fotograflarla birlikte geliyor arka arkaya;
1,Regio'nun batısında 3. Regio'nun sınırında, adını, 324 yılında kaçan Constantinus'un sarayına aldığı (Zosimus 93 B) ve burada yerleşmesine izin verdiği Sasani Prensinden alan Hormisdas Sarayı yer alır.
6. Yüzyılın birinci yarısı:
İmparator İustinos'un (518-527) yeğeni, yani bir sonraki imparator 1. İustinianos yani Petrus Sabbatius 518-519 yıllarında, oturduğu Hormisdas Sarayı'nda, Havari Petrus ve Paulus'a adanmış bazilika planını örnek alarak bir kilise yaptırır. (Prokopius, Aed 1 4,6) Bu kilise için 519 yılında Papa, Hormisdas'tan Kilisenin adını taşığıdı azizlerin kutsal eşyalarını ister. İustinianos'un 527 yılında yönetime geçmesiyle bu yapı, Büyük Saray'a dahil edilir. 531-536 yıllarında ise önceden yapılmış bazilikanın kuzeyinde Aziz Sergios ve Bacchus'a (Bakchos) ithaf edilen bir merkezi yapı inşa edilir. Bu yapının sekiz kısımlı bir oktagon ve üzerindeki kubbe, tam dik açılı olmayan ve dörtgen oluşturan duvarlar üzerine oturtulur. Yapının üç yanındaki galeriler sekiz köşeli kubbeli mekanı çevreler ve kapılarla bitişiğindeki yapıya bağlanır. İki kilise ortak bir ön avluyla birbirine bağlanır. (Prokopius, Aed 1 4, 1-8) ve ortak bir atriuma sahiptir. Manastırın baş rahibi Paul bu arada inşa edilen manastırı 536 yılında yapılan konsilde temsil eder.
536-537 yıllarında monofizitler takibe alındığında Hormisdas Sarayı'nda bir monofizit manastırı kurulur. (PO 18, 600 vd) Pek çok takip edilen kişi, özellikle de imparatorluğun doğusundan gelenler buraya sığınır ve İmparatoriçe Theodora'nın koruması altına alınırlar. 548 yılında, Theodora'nın ölümünden sonra, manastırın içinde bulunanlar Urbicius'un evine nakledilir. Bundan sonra 551 yılında, güvenlik güçlerinin buraya sığınan Papa Virgilius'u zorla çıkarmaya çalışması, huzursuzluğa neden olur. (Theoph 225 Boor)

Yazılar devam edecektir.

Kaynaklar: Bizans Büyük Yürüyüş Yolu, Büyük Saray Bölgesi Byzantium 1200 projesi Jan Kostenec 2007
İstanbul'un Tarihsel Topoğrafyası:Wolfang Müller Wıener -Yky Yay. 2001, 2007
Iustinianus Döneminde İstanbul'da Yapılar: Fırat Düzgüner-Arkeoloji ve Sanat yay.














10 Aralık 2010 Cuma

Kyparodes/Hekate Tapınağı Yeri/Emirgan


Kyparodes ismi eskiçağ ismi. Dionysios Byzantios Anaplus Bosporou/Boğaziçi'nde Bir Gezinti (YKY. Yay) adlı yapıtında Emirgan yakınında bir Hekate Tapınağına /Templum Hecate'ye değiniyor. Hekate aynı zamanda Apollon'la adaş bir tanrı betimi. Bu yer Kestanehan olarak geçiyor ve bugünkü Kestane korusuna lokalize ediliyor. P.A Dethier Boğaziçi Ve İstanbul'da diyor ki;
Eski adı Kyparodes'i koy kıyısındaki selvi ağaçlarından almış olan Emirgan'ın yeni adı İran Emirinden gelmektedir. Sultan 4. Murat'a esir düşen bu İran'lı emir sonra onun gözdesi olmuştur. Yakında bir yerde görkemli bir sarayı bulunan Hidiv bu semtin şose ile, Pera sırtlarından Büyükdere'ye kadar uzanan yolun üzerindeki Maslak köyüne bağlanmasına ön ayak oldu. Yolun uzandığı Büyükdere'de Kırım Savaşı sırasında küçük bir Fransız ordugahı kurulmuştu.Ancak Bizanslılar döneminde isminin Kiparodis (Kyparodes) olduğu ve Rumca karşılığının "Serviler" olduğu bilinmektedir. Bu ismin verilmesinin nedeni ise yörenin servi ormanları ile kaplı olmasıydı. Emirgan'da yerleşim 16. yy.ın ortalarında, Sadrazam Sokulu Mehmet Paşa'nın nişancılarından Feridun Bey'e bu büyük alan hediye edilince başlar. Önceleri bir yazlık köşk ve müştemilatı yapıldı, sonra da diğer binaların yapımı dolayısıyla de yerleşimin devamı sağlanmış oldu.
Dionysios Byzantios'un söylediklerini Petrus Gyllius da alıntılamış; (Kitap: İstanbul'da Boğaziçi,Petrus Gyllius-Eren yay.) Dionysios demiş ki;
Kadınlar Limanı'nın hemen ardından KYPARODES gelir, selvi ağaçlarından dolayı bu adı taşır. Balıkçılar bu adı bugüne kadar korudular. Nitekim tam onun Pyrrias Kyon'da (Rumelihisarı çevresi) başlayan koyun sonundaki yeri, selvilerden yoksun, tümüyle

üzüm bağları ekili küçük bir vadide yer alsa da , yine de , Kyparissos(Selvi) olarak adlandırılırlar burası, Phidali'da , en içteki koyu bağladığını söylediğim köprüden yaklaşık 700 passus uzaklıktadır. Dionysios Kyparodes'ten sonra kaya üstündeki Hekate Tapınağı gelir der. "rüzgarlara açık olan kayada, dalgaların vuruşuyla çınlayan sesler yankılanır. Nitekim. tam onun etrafında dalgalar hızla hareketlenip kırılırlar ama o, eline geçirdiği ne kadar dalga varsa hepsini deniz kıyısındaki dalgakıranın altına geri çevirir.
Bizans döneminde “Kyparodes” adıyla anılan ve Baltalimanı’ndan İstinye’ye kadar uzanan geniş bir araziyi kapsayan bir servi ormanı olan bugünkü Emirgan Korusu’nun ismi de IV. Murat’ın İran seferinden dönerken yanında getirdiği Emirgune’nin oğlu Tahmasb Kulu Han’dan geliyor.
“Emirgune Bahçesi” ve “Mirgün Bahçesi” diye de adlandırılan 472 bin metre karelik bu korunun içinde iki su göleti ile İstanbul Büyükşehir Belediyesince, halka açık şekilde işletilen Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk de yer alıyor. Çevresi duvarlarla çevrili olan Emirgan Korusu’nda 120’yi aşkın bitki ve ağaç türü arasında fıstık çamı, kızılçam, Halep çamı, ağlayan çam, veymut çamı,sahil çamı, Japon kadife çamı, Londra çamı, Avrupa, mavi ve konik ladinler ile mavi atlas, Lübnan ve Himalaya sedirleri, kayın, dişbudak, sabunağacı, salkımsöğüt, Macar meşesinin yanı sıra Kolorado gümüşi köknarı, Çin mabet ağacı,kaymak ağacı, Kaliforniya su sediri, sahil sekoyası ve kafur ağacı gibi ender bitki türleri bulunuyor.
Bu yazıyı Emirgan'ı, Boğazı çok seven, şimdiden özlemle andığım ve hala yokluğuna inanamadığım biricik Arkadaşım, SEYHAN ERÖZÇELİK'e SANSAR SEYHAN'a ithaf ediyorum.









2 Aralık 2010 Perşembe

Geçmişten günümüze Haydarpaşa Garı











</ Dionysos Byzantios, ANAPLOUS BOSPOROU adlı yapıtında diyor ki, BOUS/SALACAK'tan sonra HERAGORA adlı pınar ve KAHRAMAN EUROSTOS TEMENOSU gelir. Burası da HAYDARPAŞA GARI Çevresinde aranmalıdır. Türkiye'deki bu demiryolu ağının en büyük mimari yapısı 20. yy başındaki Türk-Alman dostluğunu vurgular. Adını bulunduğu semtten alır ve neo rönesans üsluplu ve "U"planlıdır. Mimarları, Alman Otto RİTTER ile Helmuth CUNO'dur. Açılışı 2. meşrutiyet'in ilanından sonra 19 ağustos 1908'de yapılmıştır. Haydarpaşa Garı'nın dış cephesi taraklanmış kumtaşı ile kaplı, Ana cephe 1100 ahşap kazık üzerine temellendirilmiş, Arduvaz kaplı dik çatıyla 6 katlı garın iç mekanları; çapraz ve kaburgalı tonozları, köşe odaları, dolama dal motifli kartuş ve girIandları, vitrayları ile dikkati çeker. Rıhtımdan mermer merdivenlerle çıkılan platformda ana cephe; dairesel köşe kuleleri, kulelerin sivri külahları, alınlık görünümlü saat kulesi, Barok bezemeleri, balkonlu zarif pencereleri, kat kornişleri ve pilastralarıyla bezelidir. Tüm çağdaş, uygar zihniyet ve ülkeler kendi kültürel tarihleri ve tarihsel coğrafyaları içinde yer alan böylesi mimari yapılarına sahip çıkarlar, onları yaşatırlar, bizdeki zihniyetler ise Haydarpaşa Garı gibi bir tarihsel yapıyı abuk sabuk faydacı insanlık dışı niyetlerle yakarlar, yok etmeye kalkarlar. Haydarpaşa'larla İçimizi de yakarlar, ruhumuzu da yakarlar, geleceğimizi de karartırlar. Ama şu bilinsin ki; Özellikle son 30 yıldır, 12 eylülle beraber ülkemizi sömürüden, yoksulluktan, menfaat ilişkilerinden, faydacılıktan inim inim inleten o vahşi neo liberal çarpık kapitalist zihniyet; Haydarpaşa'dan Manhattan ucubeliği yaratamayacaktır. Küresel çürümenin adaleti de, sanatı da, kültürü de bu kadardır. HAYDARPAŞA GARI'nın yalnız bırakılmasına Türkiye'nin emekçileri, aydınları, sanat, kültür ve bilim insanları ve Kadıköy'ün aydınlık insanları izin vermeyecektir... Fotograflar için Demiryolu Emekçisi ve araştırmacısı arkadaşımız Sevgili TUGAY KARTAL'a çok teşekkür ederim.














26 Kasım 2010 Cuma

Fener/Bathiea Skopia/Mellapokopsas/Petrion/Faros/Fanari/Porte Pahanari


FENER:
Balat'ın (PALATİON) doğusunda yer alır. Eski çağ dönemindeki adları; kayıtlara göre konum itibarıyla, Batheia Skopia(Derin gözlem) Dionysios Byzantios'un Boğaziçi'nde bir gezinti/Anaplus Bosporou kitabında geçmekte. (YKY yayınları, çeviren:Mehmet Fatih Yavuz) Petrus Gyllius'un E Bosporo Thracio/İstanbul Boğazı-Eren Yay. Çev:Erendiz Özbayoğlu kitabında Batheia Scotia olarak geçiyor. Aynı eserde diyor ki Gyllius ;" FENER deniz kıyısında yer alır, burayı kuşatan surun iki kapısı vardır, beşinci tepenin yamaçları kapılara doğru çıkıntı yapar ve Bosporos Burnuyla başlamış olan Körfez'in ilk koyu bu yamaçlarla sona erer, altıncı tepenin eteklerinde son bulacak olan ikinci koy başlar. Fener Kapıları arasında kalan sur bölümünde kule yoktur ancak bu bölümde biri kıyıda diğeri beşinci tepenin yamacında olmak üzere çift sur duvarı vardır, bunlar Fener'i kuşatırlar. Karşısında imparatorluk tersanesi bulunan Fener Kapısı'ndan (Balat Kapısı) adı verilen kapıya kadar 800 passus ilerledim"Balat'a doğru surlar 350 adımlık bir mesafe boyunca çift sıraydı. (Scarlatos Byzantinos, İ. Konstandinipolis Atina Andreas Koromilas matbaası, 1851 1. cilt. s: 563. Surların tepeye bakan tarafında DİPLOFANARON adında bir, deniz tarafında ise FANARİON ve PETRİON adlarında iki kapısı vardı.
Ülkemizin en önemli Bizans Uzmanı çok değerli FERİDUN ÖZGÜMÜŞ; Antik PETRİON'u bugünkü Cibali ile Çarşamba arasında kalan Kesmekeye'ya lokalize etmekte.
Bizans Kayıtlarında Petrion ismi de böylece söylenenler arasında. Petrion'dan günümüze sadece biraz bilgi kalabilmiş. Kalenin çağımızdaki görüntüsü ise surlara benzeyen yüksek duvarlarla çevrili bir bahçedir.
Gyllius Bosporo Thracio'da 2.2de Mellapokopsas'ı beşinci tepenin eteklerine yani Fener‘e yerleştirir.
Dionysios Byzantios Anaplus Bosporou kitabında diyor ki; Hapsesion'dan sonra diğer burunlardan çok daha fazla ileri uzanan, akıntıya ve kuvvetli rüzgarlara açık olan bir burun gelir. Burnun iç kısmı "aniden" denize dik iner ve deniz dalgalı bir şekilde burnun yanından akıp gider. Burnun alt kısmında, dalgaların aşındırmasıyla birçok dalga oyuğu oluşmuştur ve karayla bağlantı azaldığından, burası neredeyse kopacak gibidir. Görünüşün benzerliğinden dolayı MELLAPOKOPSAS (Kopmak üzere) adı verilmiştir.
1351 yılındaki bir belgede de Geç Bizans döneminde de Fanari, ayrıca Faros Fener'in söylenen adları. (Faros Trabzon'da da bir mahallenin eski adı)
Fener'in yer tarifi"
“Fatih ilçesinin sınırları içinde, Eski İstanbul’un yedi tepesinden Yavuz Sultan Camii ile taçlanan beşincisinden Haliç sahillerine kadar uzanan yöreyi içine almakta.”

Fener;
Fener’in, Ortodoks Hıristiyan âleminin ruhani merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi’nin son 400 yıldır bulunduğu yer olması nedeniyle yüzyıllar boyunca Rumların manevi başkenti olarak da değerlendirilmiş.
Bizans döneminde büyük kiliselerin varlığı anlaşılıyor. Osmanlı döneminde Semtin merkezinde ve iç kısımlarda Baki Dede Sokağı, Sancaktar Yokuşu, Camcı Çeşme Yokuşu ve İncebel Sokağı, yukarı bölümlerde ise Kiremit Caddesi,Köroğlu Meydanı Sokağı ve Mesnevihane Sokağı, yıllar öncesinin izlerini taşıyan son derece güzel sivil mimari örnekleriyle dolu.
Sadrazam Ali Paşa Caddesi üzerindeki Rum Ortodoks Patrikhanesi ve burada yer alan Patrikhane Kilisesi, Vodina Caddesi üzerindeki Hagios Georgios Kilisesi, yine Vodina caddesine bakan kapısında asma kilitli eski bir bahçe(Petrion Kalesi?) semtin yukarı kısımlarındaki Bizans dönemi yapısı olan ve halen ibadete açık olan Hagia Maria Kilisesi (Kanlı Kilise), önemli Eski Çağ kökenli Hıristiyan yapıları. Yine yukarı mahallelerde yer alan Poteras Kilisesi de ibadete açıktır. Fethiye yakınlarında yer alan, Bizans dönemine ait Pammakaristos Manastırı ise Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş ve Fethiye Camii adını almıştır. Bu yapının bir bölümü de halen müze olarak kullanılmaktadır. Balat yakınındaki Paramithias Kilisesi ise tamamen yıkık durumdadır... Bu arada, Fener'in bazı sokaklarında birkaç tane ayazma var ama günümüze ulaşmamış. Fener’de, dikkat çekici yapılardan biri ise, Haliç çevresindeki hemen her yerden görülen Fener Rum Erkek Lisesi’dir. Özgün mimarisi, görkemli yapısı ve kırmızı tuğladan örülmüş duvarlarıyla dikkati çeker. Fener Rur Erkek Lisesi Kırmızı Mektep adıyla da bilinir. Bu okulun hemen yanındaki Yuvakimyon Rum Kız Lisesi ve Patrikhane yakınındaki Maraşlı Rum İlkokulu, semtin tarihindeki Rum azınlığa ait eğitim kurumlarıdır. Fener'deki eski bir Bizans yapısı ise günümüzde Kadın Eserleri Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Kadın Eserleri Kütüphanesi de çok ilginç bir yapıdır. Mürsel Paşa Caddesi üzerinde bulunan Sadrazam Ali Paşa Sokağı’nın girişi, eskiden Fener Kapısı’nın olduğu yerdir. Bizans dönemindeki adı Porte Phanari olan bu sur kapısından günümüzde iz yok.

Fener çevresindeki eski çağ yapıtları'nın Kalıntıları
1-Fener Rum Partikhanesi'ndeki çalışmalarda görülen kalıntılar
2-Aya Yorgi Andifotini Potire Kilisesi'ndeki çalışmalar
3-Mesnevihane Sokak'taki Duvar kalıntısı
4-Haliç Caddesi'ndeki sarnıç
5- Haliç Caddesi'ndeki alt yapı (Erken Bizans Dönemi)
6-Tahirağa Tekkesi'ndeki alt yapı
7-Pantepopte /Pantepoptes Manastır Kilisesi
8_ Kandili güzel mescidi
9-Ayakapı Şapeli
KAYNAK:19. Araştırma sonuçları toplantısı 1. cilt 2001 Kültür. bk. ant. mzlr. md.
FENER - AYAKAPI-CİBALE- UNKAPANI 2000YILI YÜZEY ARAŞTIRMA RAPORU
DR. FERİDUN ÖZGÜMÜŞ



Aşağıdaki blogspotta Fener'le ilgili çok güzel fotograflar ve yazılar var; Süt Dilimini izleyiniz.

http://sutdilimi.blogspot.com/2010/09/baktgmz-her-aynada-istanbul-fener.html
Bu sayfayı Fener'li Sevgili EMEL AKIN'A adıyorum.

Ayrıca LEONİDAS MİKROPOULOS'un da zengin albümünden fotograflarla yararlandım, kendisine çok teşekkür ederim.








30 Ekim 2010 Cumartesi

Tüyap Artist 2010'da İstanbul 2010 Resimlerim Karşı Sanat Alternatif Platform 'da

Tüyap Artist 2010 Sanat Fuarı'na; Karşı Sanat Alternatif Platform 8 nolu salonda "2010 Halleri resimlerimle" katılıyorum
ERKMEN SENAN
SARAÇHANE HAGİOS POLYEUKTOS'TA 2010 HALLERİ
TUAL BEZİ ÜZERİNE AKRİLİK
182X200

BOUKEULON SARAYINDA 2010 HALLERİ
TUAL BEZİ ÜZERİNE AKRİLİK
182X300