2 Aralık 2010 Perşembe

Geçmişten günümüze Haydarpaşa Garı











</ Dionysos Byzantios, ANAPLOUS BOSPOROU adlı yapıtında diyor ki, BOUS/SALACAK'tan sonra HERAGORA adlı pınar ve KAHRAMAN EUROSTOS TEMENOSU gelir. Burası da HAYDARPAŞA GARI Çevresinde aranmalıdır. Türkiye'deki bu demiryolu ağının en büyük mimari yapısı 20. yy başındaki Türk-Alman dostluğunu vurgular. Adını bulunduğu semtten alır ve neo rönesans üsluplu ve "U"planlıdır. Mimarları, Alman Otto RİTTER ile Helmuth CUNO'dur. Açılışı 2. meşrutiyet'in ilanından sonra 19 ağustos 1908'de yapılmıştır. Haydarpaşa Garı'nın dış cephesi taraklanmış kumtaşı ile kaplı, Ana cephe 1100 ahşap kazık üzerine temellendirilmiş, Arduvaz kaplı dik çatıyla 6 katlı garın iç mekanları; çapraz ve kaburgalı tonozları, köşe odaları, dolama dal motifli kartuş ve girIandları, vitrayları ile dikkati çeker. Rıhtımdan mermer merdivenlerle çıkılan platformda ana cephe; dairesel köşe kuleleri, kulelerin sivri külahları, alınlık görünümlü saat kulesi, Barok bezemeleri, balkonlu zarif pencereleri, kat kornişleri ve pilastralarıyla bezelidir. Tüm çağdaş, uygar zihniyet ve ülkeler kendi kültürel tarihleri ve tarihsel coğrafyaları içinde yer alan böylesi mimari yapılarına sahip çıkarlar, onları yaşatırlar, bizdeki zihniyetler ise Haydarpaşa Garı gibi bir tarihsel yapıyı abuk sabuk faydacı insanlık dışı niyetlerle yakarlar, yok etmeye kalkarlar. Haydarpaşa'larla İçimizi de yakarlar, ruhumuzu da yakarlar, geleceğimizi de karartırlar. Ama şu bilinsin ki; Özellikle son 30 yıldır, 12 eylülle beraber ülkemizi sömürüden, yoksulluktan, menfaat ilişkilerinden, faydacılıktan inim inim inleten o vahşi neo liberal çarpık kapitalist zihniyet; Haydarpaşa'dan Manhattan ucubeliği yaratamayacaktır. Küresel çürümenin adaleti de, sanatı da, kültürü de bu kadardır. HAYDARPAŞA GARI'nın yalnız bırakılmasına Türkiye'nin emekçileri, aydınları, sanat, kültür ve bilim insanları ve Kadıköy'ün aydınlık insanları izin vermeyecektir... Fotograflar için Demiryolu Emekçisi ve araştırmacısı arkadaşımız Sevgili TUGAY KARTAL'a çok teşekkür ederim.














26 Kasım 2010 Cuma

Fener/Bathiea Skopia/Mellapokopsas/Petrion/Faros/Fanari/Porte Pahanari


FENER:
Balat'ın (PALATİON) doğusunda yer alır. Eski çağ dönemindeki adları; kayıtlara göre konum itibarıyla, Batheia Skopia(Derin gözlem) Dionysios Byzantios'un Boğaziçi'nde bir gezinti/Anaplus Bosporou kitabında geçmekte. (YKY yayınları, çeviren:Mehmet Fatih Yavuz) Petrus Gyllius'un E Bosporo Thracio/İstanbul Boğazı-Eren Yay. Çev:Erendiz Özbayoğlu kitabında Batheia Scotia olarak geçiyor. Aynı eserde diyor ki Gyllius ;" FENER deniz kıyısında yer alır, burayı kuşatan surun iki kapısı vardır, beşinci tepenin yamaçları kapılara doğru çıkıntı yapar ve Bosporos Burnuyla başlamış olan Körfez'in ilk koyu bu yamaçlarla sona erer, altıncı tepenin eteklerinde son bulacak olan ikinci koy başlar. Fener Kapıları arasında kalan sur bölümünde kule yoktur ancak bu bölümde biri kıyıda diğeri beşinci tepenin yamacında olmak üzere çift sur duvarı vardır, bunlar Fener'i kuşatırlar. Karşısında imparatorluk tersanesi bulunan Fener Kapısı'ndan (Balat Kapısı) adı verilen kapıya kadar 800 passus ilerledim"Balat'a doğru surlar 350 adımlık bir mesafe boyunca çift sıraydı. (Scarlatos Byzantinos, İ. Konstandinipolis Atina Andreas Koromilas matbaası, 1851 1. cilt. s: 563. Surların tepeye bakan tarafında DİPLOFANARON adında bir, deniz tarafında ise FANARİON ve PETRİON adlarında iki kapısı vardı.
Ülkemizin en önemli Bizans Uzmanı çok değerli FERİDUN ÖZGÜMÜŞ; Antik PETRİON'u bugünkü Cibali ile Çarşamba arasında kalan Kesmekeye'ya lokalize etmekte.
Bizans Kayıtlarında Petrion ismi de böylece söylenenler arasında. Petrion'dan günümüze sadece biraz bilgi kalabilmiş. Kalenin çağımızdaki görüntüsü ise surlara benzeyen yüksek duvarlarla çevrili bir bahçedir.
Gyllius Bosporo Thracio'da 2.2de Mellapokopsas'ı beşinci tepenin eteklerine yani Fener‘e yerleştirir.
Dionysios Byzantios Anaplus Bosporou kitabında diyor ki; Hapsesion'dan sonra diğer burunlardan çok daha fazla ileri uzanan, akıntıya ve kuvvetli rüzgarlara açık olan bir burun gelir. Burnun iç kısmı "aniden" denize dik iner ve deniz dalgalı bir şekilde burnun yanından akıp gider. Burnun alt kısmında, dalgaların aşındırmasıyla birçok dalga oyuğu oluşmuştur ve karayla bağlantı azaldığından, burası neredeyse kopacak gibidir. Görünüşün benzerliğinden dolayı MELLAPOKOPSAS (Kopmak üzere) adı verilmiştir.
1351 yılındaki bir belgede de Geç Bizans döneminde de Fanari, ayrıca Faros Fener'in söylenen adları. (Faros Trabzon'da da bir mahallenin eski adı)
Fener'in yer tarifi"
“Fatih ilçesinin sınırları içinde, Eski İstanbul’un yedi tepesinden Yavuz Sultan Camii ile taçlanan beşincisinden Haliç sahillerine kadar uzanan yöreyi içine almakta.”

Fener;
Fener’in, Ortodoks Hıristiyan âleminin ruhani merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi’nin son 400 yıldır bulunduğu yer olması nedeniyle yüzyıllar boyunca Rumların manevi başkenti olarak da değerlendirilmiş.
Bizans döneminde büyük kiliselerin varlığı anlaşılıyor. Osmanlı döneminde Semtin merkezinde ve iç kısımlarda Baki Dede Sokağı, Sancaktar Yokuşu, Camcı Çeşme Yokuşu ve İncebel Sokağı, yukarı bölümlerde ise Kiremit Caddesi,Köroğlu Meydanı Sokağı ve Mesnevihane Sokağı, yıllar öncesinin izlerini taşıyan son derece güzel sivil mimari örnekleriyle dolu.
Sadrazam Ali Paşa Caddesi üzerindeki Rum Ortodoks Patrikhanesi ve burada yer alan Patrikhane Kilisesi, Vodina Caddesi üzerindeki Hagios Georgios Kilisesi, yine Vodina caddesine bakan kapısında asma kilitli eski bir bahçe(Petrion Kalesi?) semtin yukarı kısımlarındaki Bizans dönemi yapısı olan ve halen ibadete açık olan Hagia Maria Kilisesi (Kanlı Kilise), önemli Eski Çağ kökenli Hıristiyan yapıları. Yine yukarı mahallelerde yer alan Poteras Kilisesi de ibadete açıktır. Fethiye yakınlarında yer alan, Bizans dönemine ait Pammakaristos Manastırı ise Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş ve Fethiye Camii adını almıştır. Bu yapının bir bölümü de halen müze olarak kullanılmaktadır. Balat yakınındaki Paramithias Kilisesi ise tamamen yıkık durumdadır... Bu arada, Fener'in bazı sokaklarında birkaç tane ayazma var ama günümüze ulaşmamış. Fener’de, dikkat çekici yapılardan biri ise, Haliç çevresindeki hemen her yerden görülen Fener Rum Erkek Lisesi’dir. Özgün mimarisi, görkemli yapısı ve kırmızı tuğladan örülmüş duvarlarıyla dikkati çeker. Fener Rur Erkek Lisesi Kırmızı Mektep adıyla da bilinir. Bu okulun hemen yanındaki Yuvakimyon Rum Kız Lisesi ve Patrikhane yakınındaki Maraşlı Rum İlkokulu, semtin tarihindeki Rum azınlığa ait eğitim kurumlarıdır. Fener'deki eski bir Bizans yapısı ise günümüzde Kadın Eserleri Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Kadın Eserleri Kütüphanesi de çok ilginç bir yapıdır. Mürsel Paşa Caddesi üzerinde bulunan Sadrazam Ali Paşa Sokağı’nın girişi, eskiden Fener Kapısı’nın olduğu yerdir. Bizans dönemindeki adı Porte Phanari olan bu sur kapısından günümüzde iz yok.

Fener çevresindeki eski çağ yapıtları'nın Kalıntıları
1-Fener Rum Partikhanesi'ndeki çalışmalarda görülen kalıntılar
2-Aya Yorgi Andifotini Potire Kilisesi'ndeki çalışmalar
3-Mesnevihane Sokak'taki Duvar kalıntısı
4-Haliç Caddesi'ndeki sarnıç
5- Haliç Caddesi'ndeki alt yapı (Erken Bizans Dönemi)
6-Tahirağa Tekkesi'ndeki alt yapı
7-Pantepopte /Pantepoptes Manastır Kilisesi
8_ Kandili güzel mescidi
9-Ayakapı Şapeli
KAYNAK:19. Araştırma sonuçları toplantısı 1. cilt 2001 Kültür. bk. ant. mzlr. md.
FENER - AYAKAPI-CİBALE- UNKAPANI 2000YILI YÜZEY ARAŞTIRMA RAPORU
DR. FERİDUN ÖZGÜMÜŞ



Aşağıdaki blogspotta Fener'le ilgili çok güzel fotograflar ve yazılar var; Süt Dilimini izleyiniz.

http://sutdilimi.blogspot.com/2010/09/baktgmz-her-aynada-istanbul-fener.html
Bu sayfayı Fener'li Sevgili EMEL AKIN'A adıyorum.

Ayrıca LEONİDAS MİKROPOULOS'un da zengin albümünden fotograflarla yararlandım, kendisine çok teşekkür ederim.








30 Ekim 2010 Cumartesi

Tüyap Artist 2010'da İstanbul 2010 Resimlerim Karşı Sanat Alternatif Platform 'da

Tüyap Artist 2010 Sanat Fuarı'na; Karşı Sanat Alternatif Platform 8 nolu salonda "2010 Halleri resimlerimle" katılıyorum
ERKMEN SENAN
SARAÇHANE HAGİOS POLYEUKTOS'TA 2010 HALLERİ
TUAL BEZİ ÜZERİNE AKRİLİK
182X200

BOUKEULON SARAYINDA 2010 HALLERİ
TUAL BEZİ ÜZERİNE AKRİLİK
182X300

21 Ekim 2010 Perşembe

Menemen Yanıkköy'de Yeldeğirmenleri


Antik Sardene/Dumanlıdağ eteklerinde ve Neon Teikhos öreni önündeki tepelerde, Yanıkköy ve Doğaköy arasında görülen tek değirmen de Manisa Boğazına dek sokulan rüzgarları tutuyordu.
Kaynak: Tepekule Tarih Dergisi 2000 Sayı:2 Ege'nin Yel Değirmenleri - Değirmenlerin arkeolojisi yapılır mı? Sahife:3 Şükrü TÜL.

Hermos/Gediz Nehri'nden Sardene/Dumanlıdağ'dan Mainomenos/Menemen'e





































Mainomenos/ Menemen, eskiden deniz kenarında bir kıyı yerleşimiyken Gediz (Ermos / Hermos) nehrinin doldurmuş olduğu topraklar sayesinde bugünkü mevcut yerini almıştır. Menemen’in adının anlamı; Melamana idi. Mela-(u)ma –(wa)na, Ma boğazı, Ma halkının ülkesi anlamındadır. (Bilge Umar)
Gediz nehri zaman zaman azıp durarak ortalığa zarar verdiği dönemlerde Helen dilinde “Azıp kudurmuş” anlamındaki Mainomenos diye anılmıştır ve bu ad Menemen’e isim kaynaklığı yapmıştır. (Ersin Doğer)
SARDENE /Dumanlıdağ HERMOS/Gediz/Kadys? ırmağının kuzey kıyısında yer alır. SARDENE adı Bilge Umar'a göre Lydia'nın başkenti SARDEİS/Salihli gibi SWARDA köküne bağlıdır. Luvi kökenli bir addır. SWARDAWANA "KUTLU AKARSU ÜLKESİ" anlamındadır ve kasdedilen Kutlu Arda=Akarsu, hiç kuşkusuz SMARDA Yani S(Wa)-Ma-(a)rda, Kutlu Ma ırmağı diiye de anılan ERMOS/GEDİZ ırmağıdır. Çünkü GEDİZ Nehri NEON TEİKHOS/YANIKKÖY yanından geçer.
HERMOS adına gelince; bu sözcüğün Hellen dilinde bir anlamı yok, EU-MA kökünün ERMOS'a döndürüldüğünü ve sonra H eklendiğini anlatıyor Umar , Türkiye'deki Tarihsel Adlar kitabında.
Sardene/ Dumanlıdağ eski çağlardan, hatta Tunç/Bronz çağından bu yana bir çok antik kente irili ufaklı yerleşime ev sahipliği yapmıştır.
Bunlar, Larissa/Buruncuk, Neon Teikhos/Yanıkköy, Temnos/Görece, Melanpagos/Göktepe, Palaudis/Emiralem yakını, Asartepe/Amuralema? ve Herakleia/Eski Emiralem 'dir. Diğer yerler Boztepe'deki yerleşim, Notion?, Panaztepe ve birçok küçük yerleşim, kilise ve kalıntı barındırır. Bu yerleşimlerin bir listesini yakında bu bölüme yükleyeceğim.
Başka bir rivayete göre Menemen adı Bergama Kralı Eumenes’den gelmektedir.
Bugün Menemen Merkezde yani içinde doğru düzgün bir kalıntı yeri bulunmamaktadır.
MS.100 yıllarında kıyı boyunca tekneler işlemiştir. 1764 yılında Chandler, İzmir ile Menemen’in iskelesi arasında yoğun bir deniz ticareti olduğunu gözlemlemiştir.(G.E. Bean)
Güney Aiolis diyebileceğimiz Menemen ve çevresinde, araştırmacılarımız farklı dönemlerde yapmış oldukları yüzey araştırmalarında değişik dönemlere ait birçok yerleşim yeri tespit etmişlerdir.
Recep Meriç 1984 yılında yapmış olduğu yüzey araştırmalarında Asarlık (Menemen, Asarlık Köyü), Kumtepe (Menemen, Yahşelli Köyü) MÖ.2000 ila MÖ.400 yıllarına kadar iskân gördüğünü belirtmektedir. Recep Meriç 1986 yılında yapmış olduğu 61 noktadaki yüzey araştırmalarında ise şu kanaate varmıştır: Bir çok höyük Erken Bronz çağda yerleşim görmüştür. Aiol ve İon kolonizasyon döneminde yeni kentler kurulduğu gibi, bu eski yerleşimler de iskân görmüştür. Recep Meriç 1987 yılında yapmış olduğu yüzey araştırmalarında ise Menemen Merkez’e çok yakın olan Ulucak Köyü’nün kuzeyinde bir tepe üzerinde Klasik ve Helenistik döneme ait bir yerleşim ve ona ait kayalara oyulmuş bir kuyu tespit etmiştir.
Armağan Erkanal ise Panaztepe kazılarını sürdürürken 2001-2002-2003 yıllarında Güney Aiolis yüzey araştırmalarına devam etmiş ve 47 noktada yapmış olduğu araştırmaları bilim çevreleri ile paylaşmıştır. Menemen merkez'de ise: Kubilay İlkokulunun girişinde iki adet Bizans dönemi sütun başlığı ile iki adet Roma dönemi İon başlığı ve oldukça sağlam bir Rum kilisesi ile önünde zeytinyağı presi tespit edilmiştir.
Bütün bu yüzey araştırmaları ışığında Menemen Merkezinde bugünkü Kubilay Anıtının bulunduğu Yıldıztepe’de yalnızca Helenistik veya Roma dönemimden kalma bir mezar bulunmuş ve yine aynı tepedeki Hıdır Dede ziyareti yakınında Roma dönemimden kalma seramik parçaları bulunmuştur. Fakat bu yerleşimin Bizans döneminde iskân görmediği anlaşılmıştır.

Menemen ve çevresindeki bazı antik yerleşimler:





NOTION ? (BOZTEPE'deki yerleşim)


Günümüzde eski Menemen mevkii olarak bilinen eski asarlik Mahallesinin yamaçlarinda kuruldugu Boztepe (eski haritalarda Gavurtepe) üzerine adi bilinmeyen küçük bir antik kent kalintisi bulunmaktadir. Gerek yüzeyde, gerekse kaçak yazi ile yüzeye çikartilmis toprak içinde görülen çanak çömlek bu yerlesmeyi i.ö.7. yüzyilin ikinci yarisi ile 4.yüzyilin sonu arasina tarihlememize izin vermektedir. Yerlesmenin 4. yüzyil sonunda terkedilmis olmasinda herhangi bir kusku yoksa da, yapilacak derin bir sondajda elde edilen edilecek kanitlarda kurulusunun i.ö.9.-8. yüzyillara kadar çikmasi muhtemeldir.
Günümüzde oldukça tahrib edilmis ancak tek bir sira halinde yer yer tepenin dogu yamaçlarinda görülen bir sur duvari kalintisi kentin tahkimatli oldugunu göstermektedir. Defineciler tarafindan yapilan kaçak yapilarda yerlesmeyi olusturan konular ortaya çikartilmistir.
Bu kentin Herodos’un 12 kent arasinda adini saydigi ve yeri bilinmeyen Notion olmasi kuvvetle muhtemeldir. Kent, Aiol Birliginde erken dönemlerde ayrilan Smyrna’nin disinda, Aiolis’in en güneyinde yer almaktadir. Böylece, kentin bölge içinde konumu Hallen dilinde anlami “güney” vesa “güney rüzgari” olan Notion adina da uygun düsmektedir. I.Ö.4. yüzyilin sonunda terk edildigi veya çok önemsiz bir köy konumuna düstügü için Hellenistik ve roma Dönemlerinde de iskani süren, Ionia kenti Kolophon’un güneyinde, denize çikisi saglayan iskelesi konumundaki baska bir Notion ile karistirilmistir. Bu kentin, Ionia bölgesinde bulunmasina karsin, modern arastirmacilar tarafindan Aioller’in kurdugu Notion zannedilmis olmasi mümkündür.

PALAUDIS (ASARTEPE)

Emiralem-Manisa yolu üzerindeki Degirmendere köprüsünün hemen dogusunda, Dere Mahallesi’nin batisindaki ilk tepe üzerinde, sur duvarlarinin bir kismi günümüze kadar ulasmis olan bir kale harabesi bulunmaktadir. Son yillara dek adi Yamanlar (Spylos) üzerinden Smyrna’ya ulasan bir yol ile Phokaia Sardeis yolunun geçtigi dar Hermos geçidinin (Manisa Bogazi) kesistigi stratejik açidan önemli bir kavsagi kontrol etmektedir. Kuzeyinde yer alan Gediz (Hermos) Nehri’ne biraz uzak kalmasi gibi bir savunma zafiyetini de nehrin kiyisindaki Kocakaya tepesinde 4. yüzyilda kurmus oldugu daha küçük bir kale ile önlemis oldugu anlasilmaktadir.
Son 30 yilda gerçeklestirilen kaçak define kazilarinin yerlesme üzerine çok büyük bir tahribe neden oldugu görülmektedir. Hazine bulunmasi ümidi olmayan bazi sur duvarlari disinda her yer kazilmis ve yapilar tahrip edilmistir. 200 metrekarelik bir alana yayilan akropolis iskani kuzey yönünde büyük boyutlu poligonal ve rektogonal taslarindan almasik teknikte insa edilmis bir sur duvari ile çevrilmistir. Diger yönlerdeki duvarlarin temelleri, dis ve iç yüzeyleri dikdörtgen bloklardan olusturulmus içleri daha küçük taslarla doldurulmus sandik duvar teknigindendir. Akropolisin hemen kuzeyinde yan yana iki seki üzerinde içi kireç harç siva ile yalitilmis dikdörtgen bir sarniç ortaya çikartilmistir. Dogu yamaç üzerinde egimli bir yol kuzeye dogru yükselirken, bugün oldukça tahrib edilmis kapi araligi görevi yapan iki sur duvari arasindan geçmis olmalidir.
Tepe üzerinde yer alan akropolisin (Içkale) disinda halkin yasadigi mekanlarin, Degirmendere Vadisi’ne bakan yamaç ve etekler üzerinde yer aldigi, kuzey ve güneydeki dik yamaçlar üzerinden Degirmendere’ye kadar inen sur duvarlari ile korundugu görülmektedir.
Yüzeyde gözlenen çanak-çömlek parçalarindan (Bati yamaci ve Megara türü kaseler) hareketle yerlesmenin I.Ö. 4. yüzyil içinde terk edilmedigi, I.Ö. 3. ve2. yüzyillarda, zayif da olsa, iskan gördügü anlasilmaktadir.
Kuzeydogu ucunda yer aldigi Degirmendere Vadisi’nin bati yamaçlarinin en üst noktasinda saptadigimiz bir sinir tasi üzerinde, Melanpegos (Yamaçlar-Gökkaya Kalesi) ile sinir komsusu olan ve Palauditae halkinin oturdugu Palaudis isimli kentin adi görülmektedir. Bu adin Asartepe üzerinde yerlesmeye ait olmasi kuvvetle muhtemeldir. Zira sinir tasinin isaret ettigi kuzeydogu yönünde Asartepenin disinda bir yerlesme bulunmaktadir.
Bu durumda güney Aiolis’de Helenlerin kurmus olduklari 12 kentin disinda da Palaudis gibi baska yerlesmeler bulundugu anlasilmaktadir.

HERAKLEIA ( BALIKKAYASI )

Eski Emiralem’in köyünün yamacina dayandigi küçük Balikkayasi üzerindeki tahkimat izleri ve kayaya 3 adet oyulmus sarniç, bu tepenin antik dönemde küçük bir iskanin akropolisi oldugunu göstermektedir . Tapunun dogu, kuzey ve güney yamaçlari çikisi zor egimli ve dik, bati yamaci ise çikisa daha elverislidir. Tepede herhangi bir sur duvari rastlanmasina karsin, ana kaya üzerine düzeltilmis duvar kaynaklari görülmüstür. Duvari olusturan kare ve dikdörtgen bloklari ile eski Emiralem köyündeki evlerin duvarlarinda kullanilmistir.
Ayrica, Balikkayasi’nin kuzey-dogusunda Urla Çukuru mevkiinin hemen güneyindeki 95 rakamli Çobanintepesi’nin kuzey yamaci ile dogu yamaci üzerinde tek sira halinde dikdörtgen, kare ve çok kenarli büyük taslardan olusan bir antik sur kalintisi görülmektedir.
Birbiriyle baglantili olan bu iki küçük ölçekli kalenin Emiralem deresi boyunca Gedize dek uzanan verimli ovaya dagilmis bir antik iskanda iliskili olmasi mümkündür. Bu antik iskani izleri Urla Çukuru mevkiinde yogunlasmaktadir.
Bu antik yerlesmenin adiyla dogrudan iliskili olan yazili kanitlar, Göktepe köyünün bulundugu plato üzerinde Vakif Melengiç c-ve Osmantepe mevkiinde bulunan sinir tasidir. Su sinir tasinin, üzerindeki yazilara göre Melanpegos ile Herakleia topragini ayirdiklari anlasilmaktadir. Taslarin güneye bakan yüzeyinde Melanpagos ( Yamanlar Gökkaya ) kuzeye, yani Emiralem’e bakan yüzlerinde ise Herakleia adlari okunmaktadir. Dolayisiyla, Herakleia’nin Emiralem çevresine kalintilarina rastlanan antik yerlesme olmasi gerekmektedir. Nitekim antik yazar Bizansli Stephanos da kitabinda Aiolis’de Kyme yakinlarida bir Herakleia kentinin varligindan söz etmektedir. Ayrica I.Ö. 2. Yüzyillarda Bythinia Krali Prusias ll’nin Pergamon’a yaptigi bir sefer sirasinda  Temnos’un yaninda, Topraklarini yagmaladigi kentler arasinda Herakleia’nin adi geçmektedir.










Bilge Umar- Aiolis- İnkılâp Kitabevi (2002) / Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi (1993) / Prof.Dr. Ersin Doğer- İlk İskanlardan Yunan İşgaline Kadar Menemen Ya da Tarhaniyat Tarihi- Sergi Yayınevi (1998) İzmir'in Smyrna'sı- Ersin Doğer- İletişim yayınları (2006) Recep Meriç- 3.Araştırma Sonuçları Toplantısı (1985) / Recep Meriç- 5. Cilt1 Araştırma Sonuçları Toplantısı (1987) / Recep Meriç 6.Araştırma Sonuçları Toplantısı (1988) / Prof.Dr. Armağan Erkanal- 21. Cilt2 Araştırma Sonuçları Toplantısı (2003) / George E.Bean- Eskiçağda Ege Bölgesi- Arion Yayınevi- (1997)

Hermos/Gediz nehri ile ilgili de TEMA'nın sitesinde şu bilgilere rastladım
Uşak'ın Gediz ilçesinde doğan ve İzmir'in Menemen ilçesinde Ege Denizi'ne kavuşan Gediz Nehri, 401 km uzunluğunda günümüzde. Önce Kütahya il sınırları içinde akan Gediz, Uşak merkez ilçeye bağlı Emirfakı Köyü'nün kuzeyinde Uşak topraklarına girer. Irmak, merkez ilçenin Güre Bucağı'na kadar kuzey-güney yönünde akar. Bu bucağın yakınlarında batıya döner ve Salihli ilçesinin kuzeydoğusundan Gediz Ovası’na girer ve güneyden Kemalpaşa Ovası’ndan gelen Nif Çayı ile Turgutlu'dan gelen Irlamaz Çayı'nı da yedeğine alarak, Foça tepelerinin güneydoğusundan İzmir Körfezi’ne dökülür. Irmağın kaynağı olan Murat Dağı'ndan Ege Denizi'ne ulaştığı noktaya kadarki uzunluğu 401 km olup, su toplama havzası ise 17.500 km²'dir. Taşkın dönemlerinde sık sık yatak değiştiren Gediz Nehri, yaklaşık 40.000 ha’lık bir delta oluşturmuştur. Zaman içerisinde İzmir Körfezi’ndeki bazı adalar da kara ile birleşmiş ve delta ovası içerisinde kalmıştır.


Bu nehir, mitolojik çağlardan beri bölgemizin en önemli hayat kaynağı olarak, buradaki yaşamın bir sembolü, önemli bir akarsu olarak bugüne dek varlığını sürdürdü.


Gediz Nehri'nin mitolojik çağlardaki adının "azgın, öfkeli, taşkın" anlamını çağrıştıran Memaniomenos veya Mainonemos olduğunu bilmek, bu nehri anlamaya yeterli. Şairlerin babası Homeros'un ünlü eseri İliada Destanı'nda "Maionia" diye anılan Gediz Nehri'nin buradaki anlamı ise "Kutsal Ma Nehri" veya "Kutlu Akarsu"dur. Halikarnas Balıkçısı'na göre, ondan önceki ismi Paktalos olan Gediz Nehri için, pek çok öykü ve hikayeler de anlatılır. Gediz Nehri, Belkıs Efsanesi'nde olduğu gibi de efsanelere bile konu olmuştur.





Yunanlıların tarihte Hermos adını verdikleri bu nehire, Romalılar latin yazımına uydurarak Hermos demişlerdir. Perslerin Serabad dediği, o zamanki halk dilinde ise Sarabad'a dönüşen bu nehir, günümüzde ise çıktığı yere göre Gediz olarak adlandırılmış. Zaman zaman taşması nedeniyle "Cadı Gediz" adı da takılan Gediz'e, yöremizde ise bu nedenden dolayı çamurlu suyu ve toprağı dolayısıyla köylüler tarafından "Sarıkız" da denmiştir.