21 Mart 2009 Cumartesi

Thebe/Thebai Antik Kenti/Havran/Tepeoba/Kumluca

THEBE Antik Kenti/Tepeoba/Kumluca/Havran ile ilgili 2009 yılında Aktüel Arkeoloji dergisinde çıkan yazımdan iki sayfa:



THEBE Antik kenti kalıntıları;.....
İlyada destanında ormanlık Plakos eteğinde yüksek kapılı THEBE olarak adlandırılan kentin yeri tartışma konusu olmuştu.ADRAMYTTEİON THEBAİ olarak da anılan yerleşim bu gün EDREMİT ovası olarak anılan ovayı da içermekteydi.Yani THEBE kenti ve THEBE ovası vardı.Bir tarafında antik İDA (KAZ DAĞI),bir tarafında da antik MADRA dağının arasında yer alan günümüzde de bereketli tarım toprakları ile ünlü bir ova.Antik EUENOS(HAVRAN Çayı)ırmağının suladığı topraklar ve ovanın yeri belli ama THEBE kenti kalıntıları nerede?..
MS 2.yüzyılın ikinci döneminde para basıldığına göre şehir bu dönemde de varlığını sürdürmüş olmalıdır.Amasyalı Strabon tıpkı yakındaki bir diğer Edremit Körfezi kenti olan KİSTHENE (GÖMEÇ/AYVALIK/KIZ ÇİFTLİĞİ) gibi THEBE kentinin de kendi döneminde ıssızlaştığını ve terkedildiğini anlatmış.Bunun nedenini de bu bölgedeki kış sellerine bağlamış.
THEBE kentinin yerinin saptanması konusunda gezginler ve araştırmacılar Edremit,Havran çevresinde çalışmalar yapmışlarsa da çelişen sonuçlara ulaşmışlar.
THEBE antik kentinin lokalizasyonu konusunda Alman araştırmacı ( Nümizmatik/Sikke uzmanı olduğunu öğrendik) Josef STAUBER'in görüşüne göre,kent Edremit'in kuzeyinde bulunan PAŞA DAĞI (620 Metre)civarında DERELİ Köyü yakınlarında bulunmaktadır.STAUBER bu çevrede tesbit ettiği mermer sütun,sarnıç,keramik parçaları ve küçük bir ortaçağ kalesi kalıntılarına dikkat çekmektedir.
Ancak kentin yeri başka araştırmalara göre Havran'a bağlı KUMLUCA mevkiinde ve TEPEOBA köyündedir.Bu görüş yörede araştırmalar yapan Prof.Dr.Engin BEKSAÇ tarafından da doğrulanmakta. Çünkü sayın BEKSAÇ tüm yörede,MYSİA bölgesinde çok önemli yüzey araştırmaları yapmış ve çok yakındaki ADRAMYTTEİON/ÖREN kazılarını gerçekleştirmiş bir bilim adamı,yöreyi en iyi tanıyan araştırmacı.

Kumluca mezarlığında çok ilginç kalıntılar var. THEBE Kent ismi ile bugünkü TEPEOBA köyü adı arasındaki benzerliğin de çok ilginç olduğunu belirtmek gerek.THEBE kalıntıları daha geniş bir araştırma ve kazıyı bekliyor, tarihin gelinen bu aşamasında....




THEBE Antik Kenti Kalıntıları:
1-KUMLUCA MEZARLIĞI:
Eybek dağlarının güney eteklerindeki geniş düzlükte fıstık çamı dikim sahası ortasında TEPEOBA hudutlarında Havran'a 15 km. uzaklıkta çok eski bir mezarlık.Yerler özellikle Roma dönemi keramikleri ile dolu. Yaklaşık 20 dönüm genişliğindeki mezarlıkta birçok kalıntı yığını görülmektedir. Ayrıca yüzden fazla mezarlık bulunmakta. Mezarların büyük kısmı kaçak kazılarla, define aradığını sanan kültür tanımazcılarca tahrip edilmiştir.Üzerinde kızılçam ağaçları bulunan mezarlıkta büyük taşlar yanında mezar kapağı tuğla parçaları görülmekte..
2-THEBE HARABELERİ:
Mezarlığın 500m. kuzeyinde(Orman idaresine ait fıstık çamı dikim sahasında)doğu batı yönünde yaklaşık 300m.uzunluğundaki duvar ile birlikte bir takım kalıntılar dikkat çekici)
Kumluca ovasının ve ormana ait fıstık dikim sahasının batısında yaklaşık olarak 10x15m.geniş-
liğinde ve 10m.yüksekliğinde bina kalıntısı. Özellikle kuzey tarafında kemerli giriş kapısı ve işlenmiş taşlar dikkat çekicidir. Harç kullanılmamış yapıda kullanılan taşlar çok büyük ve muntazamdır. Aynı yapının güney tarafında da kemerli bir kapı bulunmaktadır.Çevrede bu şekilde 20'den fazla yapının kalıntıları görülmektedir. Bütün ova ve hanlar yolu üzerindeki yamaçlarda yüzlerce dönüm arazide şehrin kalıntıları görülmektedir. Araziye yayılmış durumdaki harabelere ve kapladığı alana bakıldığında THEBE şehrinin çok büyük bir yerleşim olduğu görülmektedir.
KAYNAK: ZEKERİYA ÖZDEMİR'in KÖRFEZDEKİ ZÜMRÜT: HAVRAN adlı yapıtı Basım:1998
THEBE adı eski Anadolu dillerinden Luvi dilinde "DÜZLÜK,OVA" anlamına gelen TABA sözcüğüdür.(Prof.Dr.Bilge UMAR Türkiye'deki Tarihsel Adlar)
Tarihin Işığında Burhaniye: Prof.Dr. Engin Beksaç-Şule Nurengin Beksaç'


Thebe Antik Kenti 10 Ağustos 2008 günü tarafımdan ziyaret edildi...Nedeni burada bakır madeni arama etkinliğiydi..
Çevrede onlarca sondaj kuyusu açılmıştı...O günlerde aşağıdaki yazıları kaleme almış; İstanbul'da Prof.Dr. Engin Beksaç'ın THEBE kentini lokalize eden açıklamasını basın ve medya organlarına duyurmuştuk..Aşağıda bu açıklamaları ve Prof. Dr. Engin Beksaç'ın Thebe kenti lokalizasyonu ile ilgili anlamlı yazısını okuyacaksınız..

İşte 10 Ağustos 2008 günü ziyaret ettiğimiz Thebe Antik Kenti de büyük bir umursamazlık ve bilim, arkeolojik tanımazlık ile karşıkarşıya ...Muhteşem, kazılmayı bekleyen kalıntılarıyla Efsanevi Thebe kenti şimdi o Kumluca'da Uluslararası Maden şirketlerinin kıskacında..Bilimsel araştırma için bekleyen kent şimdi yok olma , tehlikesi ile karşı karşıya..
Ancak Edremit Körfezi ve çevresindeki tarih, çevre ve doğa gönüllüleri THEBE /THEBAİ kalıntılarının yok olmasına izin vermemeye kararlı..

Thebe Kumluca arazisini gezdik.. Kent yüzeydeki büyük tahribata karşın, yığınların,toprağın altında bilimsel araştırma ve kazıyı bekliyor. Yöre ve Kumluca çevresi bir doğa harikası. muhteşem bir tarihsel coğrafya..Raporlarında arkeolojik alana hiç değinilmemiş, burası orman arazisi diyorlar..Kumluca ve çevresinin Arkeolojik alan ve THEBE/THEBAİ Antik Kenti olduğu kesin.İşte Thebe antik kentinden, Kumluca yayla ve mezarlığından fotoğraflar;
Fıstık çamlarının altında bilimsel kazı ve araştırmaları beklemesi gereken Thebe kalıntıları defineci teröründen sonra şimdi yok sayılarak, madenciler tarafından yok edilmek tehlikesi ile karşı karşıya..
Sevgiyle
Erkmen SENAN-Ressam ;Araştırmacı


Prof. Dr. Engin Beksaç'ın Thebe ile ilgili yazısı;


28.11.2008

* Binlerce yılın ardından gölgeler serilir kumsallar üstüne.

Gölgeler serilir düzlüklere.

Gölgeler yansır nice kayalık ve dimdik tepelere.

İnsanlık tarihinin en parlak sayfalarından biridir Edremit Körfezi'ni çevreleyen bölge ama bilmez birçok kişi neden önemlidir bu bölge.

Çünkü binlerce yılın tanığıdır.

Binlerce yılın esasında sözcüsüdür bu bölge.

Bir tarafta yer alırken daha Neolitik Çağ'da kazanılan başarılara tanık olan çok önemli bir yerleşme, insanlığın daha sonraki süreçlerde yaşadıklarına tanık olan nice yerleşme dağılmıştır tüm körfez çevresine.

Edremit Körfezi çevresinde başta Assos, Adramytteion ve Antandros kadar ünlü olmasa da çok önemli yerleşmeler yer almaktadır. Uzun bir süreç içinde bu bölgede özellikle Körfezin güney kesiminde çalışmış bir araştırmacı olarak bu bölgeyi yakından tanıma fırsatı bulmuş bir araştırmacı olduğum için bir doğa harikası, bir kültürler kaynağı olarak bölgenin şansına, ama bir o kadar da zengin maden kaynakları nedeniyle de şansızlığına tanık olmuş bulunuyorum.

Edremit Körfezi ve çevresi gerçekten muhteşem bir kültür beşiğidir. Doğanın özenle yarattığı bölgelerden biridir. Ama binlerce yıldan beri gayet iyi bilindiği gibi bakır, altın ve gümüş madenleriyle de ünlüdür. Kimileri için büyük bir şans olarak kabul edilen bu madenler, esasında bölgenin doğal ve arkeolojik zenginliğini tehdit eden önemli bir tehlikedir. Her geçen gün de bu tehdit artarak varlığını sürdürmektedir. Madenlerin tehdit ettiği kültürel değerler bir daha yerine konamayacak çok nadide ve ayrıcalıklı şeylerdir. Madenlerin tehdidi altında bulunan arkeolojik alanlar bir daha geri dönüşümü olmayacak yerlerdir. Bölgenin doğal güzellikleri ve tarımsal potansiyeli de geri dönmeyecek niteliktedir. Bunların tümü binlerce yılın şahitleri olan şeylerdir. Mutlaka korunması gereken şeylerdir. Ama madenler de işletilmeyi beklemektedir.

Edremit Körfezi ve yakın çevresi'nden tahribat haberleri almak artık alışıla geldik bir durum gibi gelebilir. Zaman zaman yarasaları korumak için yapılan iyi ve güzel işler duyulsa da bölgeden, genellikle basına yansıyan daha çok yıkım haberleridir. Yıkılan insanlığın geçmişidir. Yıkılan insanlığın geleceğidir. Esasında bu yıkımlar insan hırslarının yıktığı insanlığın kendi insan olma gerçeğidir.

Havran ilçesi Tepeoba köyü kendince mütevazı bir yerdir ama esasında, Tepeoba isminin içinde de saklı olan bir gerçeği de gizlemektedir. Burası eski bir antik kent ve mezarlık alanlarının bulunduğu bir yerdir. Tepeoba sözcüğü esasında içinde eski bir kentin ismi olan Thebai ismini de gizlemektedir. Tepeoba çevresinde bu antik kentin izlerini bulmak da mümkündür. Çünkü kalıntılar orada bizi beklemektedir. Onlar hala ayakta durmaktadır. Hala geçmişin sesini bizlere ve geleceğe yansıtmak için çabalamaktadır. Ama bu yöre madenlerin tehdidi altındadır. Kazısı yapılmamış sadece yüzey araştırmalarından tanıdığımız bu bölge maden faaliyetlerinin tehdidi altındadır.

Aslında, Thebai uzun bir öykünün kaynağıdır.

Bu öykü daha Roma İmparatoru Trajanus devrine, MS. 100lere kadar gider.

Madenci dostlara özenle belirtmek istediğimiz gibi önemli bir deprem bölgesidir bu değerli, ama tehlikeli madenlere sahip yöre.

Bu durumun gayet iyi bildiğimiz bölgede vuku bulan bir depremin ardından Hipoplakioi Thebai adıyla iskân edilen önemli bir kent olmuştur Thebe. Hem de önündeki tüm ovayla özdeşerek ad kazanmış önemli bir yerleşme olmuştur Thebe. Yıllarca gölgeler içinde kalmış olsa da önemli bir kenttir Thebe. Önemli bir arkeolojik yerdir Thebe. Kentinin kalıntılarıyla ve mezarlık alanlarıyla hala ayaktadır Thebe. Ama bu gün hiç çalışılamadan, hiç tanışılamadan yok edilmek istenmektedir Thebe.

Terk edilmesin Thebe.

Terk edilmesin Thebe, nice benzeri kent gibi yok edilmişliğe.

Prof.Dr. Engin BEKSAÇ,Trakya Üniversitesi Arkeoloji, Sanat Tarihi, Öğretim Üyesi













Allianoi-1 Nymphe(Su Periciği) kurtuldu

 Allianoi'nin küçük bir termal merkezi olduğu sanılmaktadır. Sıcak sudan bu dönemden itibaren yararlanılıyordu. Helenistik Çağ'a ait sadece birkaç arkeolojik ve nümizmatik eser ele geçmiş olmasına rağmen Allianoi merkez yerleşiminde Helenistik mimariye rastlanılmamıştır. Roma İmparatorluk Dönemi'nde (İ.S. II. yüzyıl) kült merkezinde, Anadolu'nun pek çok merkezinde ve Pergamon'daki Asklepieionda olduğu gibi büyük bir bayındırlık faaliyeti yaşanmıştır. Kült merkezinde mevcut binaların büyük bir kısmı bu döneme aittir. Ilıcanın yanı sıra, köprüler, caddeler, sokaklar, insulalar, geçiş yapısı, propylon ve nympheum bu dönemde planlanır.
İzmir İli, Bergama İlçesi sınırları içinde, Bergama-İvrindi karayolunun 18. km'sinde, Bergama'nın kuzeydoğusunda, Yortanlı Barajı gölet alanının tam ortasında, Paşa Ilıcası Mevkii’nde yer almaktadır. 1998 yılından bu yana da Paşa Ilıcası merkez olmak üzere baraj gölet alanı içinde kalan alanda kurtarma kazı çalışmaları devam etmektedir.

Baraj Gövdesi ve çevre ile bağlantısını sağlayacak yol yapım çalışmaları devam etmektedir. Proje aynen uygulandığı takdirde, baraja su toplanmaya başlandığı gün Allianoi tamamen su altında kalacaktır. Yağış rejimi ve bitki örtüsü ile bağlantılı olarak yaklaşık 40-60 yıl arasında ömrü olduğu düşünülen barajın gölet alanında bu süre zarfında alüvyon birikecek. Ve Allianoi yaklaşık 12- 15 m.’lik alüvyon dolgu altında kalacaktır.
Antik yazarlardan P.Aelius Aristides’in Hieroi Logoi adlı eserinde (III.1 ) Allianoi anılmaktadır. Bu antik kaynak haricinde henüz, antik yazarlarda veya epigrafik buluntularda, Allianoi hakkında başka bilgiye ulaşılamamıştır.

 

Prehistorik Dönem: Allianoi’un batısında orman arazisinde yapılan kazı çalışmaları sırasında, ETÇ II’ye ait bir adet Yortan kabı ele geçmiştir. Çakmak Tepe eteklerinde ise çok sayıda çakmak taşı eser saptanmıştır. Bunun haricinde dolgu toprak içerisinden iki adet taş balta ele geçmiştir. Tüm bunlara dayanılarak Allianoi ve yakın çevresinde prehistorik bir yerleşim olduğu düşünülmektedir.

Helenistik Dönem: Bu dönemde sıcak sudan dolayı küçük bir termal merkezi olduğu sanılmaktadır. Sıcak sudan bu dönemden itibaren yararlanılıyordu. Helenistik Çağ’a ait sadece birkaç arkeolojik ve nümizmatik eser ele geçmiş olmasına rağmen Allianoi merkez yerleşiminde Helenistik mimariye rastlanılmamıştır.

Roma Dönemi: Allianoi’da, Roma İmparatorluk Dönemi’nde (İ.S. II. yüzyıl) kült merkezinde, Anadolu’nun pek çok merkezinde ve Pergamon’daki Asklepieionda olduğu gibi büyük bir bayındırlık faaliyeti yaşanmıştır. Kült merkezinde mevcut binaların büyük bir kısmı bu döneme aittir. Ilıcanın yanı sıra, köprüler, caddeler, sokaklar, insulalar, geçiş yapısı, propylon, ve nympheum bu dönemde planlanır.

Bizans Dönemi: Allianoi’da yoğun yerleşimin görüldüğü dönemdir. Ancak Pergamon’da olduğu gibi sosyo-ekonomik açıdan son derece zayıf bir dönem yaşanmıştır. Kült merkezinde yaşamaya başlayan Bizanslılar, Roma Çağı’na ait heykeltıraşlık eserlerini ve mimarlık kalıntılarını tahrip edip,devşirme malzeme olarak kullanmaya başlamışlardır. Roma Çağı’na ait, stoaların ve ana caddelerin tabanları kullanılmak suretiyle, yeni basit mekanlar yapılmıştır. Allianoi’un en önemli yapısı olan ılıcanın ve nympheumlar da ihtiyaçlara uygun küçük değişiklikler yapılarak kullanılmaya devam etmiştir. Bazilikal planda büyük bir kilise inşa edilmiştir. Yerleşmenin içinde ve yakın çevresinde de şapeller yapılmış, ayrıca bu dönemde metal, seramik ve cam atölyelerini kurulmuştur.

Osmanlı Dönemi: Osmanlı döneminde Paşa Ilıcası, Aydın Salnameleri’nde geçmektedir. Ancak yoğun bir şekilde kullanılmamıştır. Çünkü kazılar sırasında Osmanlı dönemine ait birkaç sikkenin dışında iz yoktur. 20. yy’ın başında bölge Kaymakamı Kemal Bey tarafından Ilıca ele alınmış ve büyük havuzun bulunduğu yerin kısmen yeniden kullanıma açılmasını sağlamıştır. Ancak ılıcanın batısında Roma köprüsünün, Osmanlı döneminden 1979 yılına kadar Bergama-İvrindi arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Günümüz: 20. yüzyılın başında kısmen temizlenmiş ancak sonra yeniden gelen sel nedeniyle, 1950’li yıllara kadar atık durumda, ılıcanın olduğu kısım, atıl durumda kullanıldığı anlaşılıyor. 1992 yılında, Bölge Karayolları Müdürlüğü tarafından mevcut ve hallen kullanılan Roma Köprüsü, kurul kararı olmaksızın ihale ile kısmen deforme edilerek yeni bir köprü inşa edilmiştir. Aynı yıl Ilıcanın restorasyonu İzmir Valisi tarafından İl Özel İdaresi aracılığı ile ihaleye verilmiştir. Bir yıl süren restorasyon işlemleri sırasında yine kurul kararı olmaksızın ılıcanın içi deforme edilerek üzerine modern bir bina yapılmıştır. Bu tarihten itibaren işletmeye verilmiştir, Şubat 1998’de yaşanan ağır bir sel taşkını ile tesis yeniden kullanılamaz duruma getirmiştir. Çayın güneyinde ise özel şahıslara ait olan arazide tarım yapılmıştır. Bu onarımlarda ilave edilen modern binaların büyük bir bölümü 2003 yılı çalışmaları sırasında kaldırılmış ve antik ılıca mekanları ortaya çıkarılmaya başlanmıştır.

 

Daha Ayrıntı Bilgi İçin Allianoi Hakkında Kaynakça:

 

MÜLLER, H., "Allianoi. Zur Identifizierung eines antiken Kurbades im Hinterland von
                        Pergamon ", IstMitt 54, 2004; 215-225.

YARAŞ, A. "Bergama'da İkinci Antik Sağlık Merkezi: Allianoi", Aylık Kültür, Sanat ve
                    Mimarlık Dergisi Yapı  217, 1999, Aralık; 35-37.

YARAŞ, A., "1998 Yortanlı  Barajı Kurtarma Kazısı", Bergama Belleten 9, 1999 :44-49.

YARAŞ, A. "Yortanlı (Bergama) Baraj Havzasındaki Tarihsel Miras", Zeugma Yalnız Değil !    
                    Türkiye'de Barajlar ve Kültürel Miras, İstanbul, 2000; 109-115.

YARAŞ, A. "1998-1999 Yortanlı Barajı Kurtarma Kazısı", XI. Müze Çalışmaları ve Kurtarma
                    Kazıları Sempozyumu (24-26.04.2000 Denizli) Ankara, 2000; 105-118.

YARAŞ, A.  "Su ile Gelen Sağlık, Su İçinde Yok Olan Kültür! Allianoi", Toplumsal Tarih 85,
                    Ocak, 2001; 26-29.

YARAŞ, A.,  "Tanrıçanın Hüznü Allianoi", Atlas 97, Nisan 2001; 48-66.

YARAŞ, A. "2000 Yılı Allianoi Kazısı", XXIII. Kazı Sonuçları Toplantısı (KST), (25-30
                    Mayıs 2001 Ankara),  2002, I. Cilt; 463-478.

YARAŞ, A., "Allianoi" Arkeoatlas I , 2002; 148-149.

YARAŞ, A. "İzmir’de Yeni Bir Ören Yeri: Allianoi", İzmir Kent Kültürü Dergisi, Şubat,
                     Sayı 5,  2002; 165-170.

YARAŞ, A.  "2001 Allianoi Kazısı", XXIV. KST, (27-30 Mayıs 2002 Ankara), 2003; 373-384.

YARAŞ, A., Bakırçay Havzasında Asklepios Kültü ve Paşa Ilıcası (Allianoi ?) Kült Merkezi
                    / Sağlık Ocağı,  (İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü yayınlanmamış Doktora Tezi), 2002.

YARAŞ, A. "Allianoi Geç Antik Çağ Seramik Fırınları", Uluslararası  Eskişehir Pişmiş
                    Toprak Sempozyumu 3, (16-30 Haziran 2003 Eskişehir), 2003; 404-410.

YARAŞ, A. "2002 Yılı Allianoi Kazısı", XXV. KST, (26-31 Mayıs 2003 Ankara), 2. Cilt, 2004;
                    217-228.

YARAŞ, A. "Allianoi Nymphesi", 60.Yaşında Fahri Işık’a Armağan Anadolu’da Doğdu,
                    Festschrift für Fahri Işık zum 60. Geburstag, İstanbul, 2004; 803-815.

YARAŞ, A.  "Allianoi", Dergi, TÜRSAB 245, Ağustos 2004, 22-28.

 
YARAŞ, A.,  "Die Koca Koru Tepe-Nekropole-Nekropole bei Bergama", IstMitt.  54, 2004; 
                       227- 235

  YARAŞ, A., "Das Projekt der Rettungsausgrabung von Allianoi", Historisch-Archaeologicher
                                                                                              Freundeskries e.V. Rundbrief 2004 ; 37-43

YARAŞ, A., "Allianoi Kurtarma Kazısı-2004", Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Haberler,
                                                                                                  Ocak 2005, sayı 19 ; 17-18

YARAŞ, A., - BAYKAN, D., "2003 Yılı Allianoi Kazısı", XXVI. KST, (26-31 Mayıs 2004
                      Konya), II. Cilt,  2005, 51-62.

YARAŞ, A., "Allianoi: Chronique des Fouilles de 2004", Anatolia, Antiqua XIII (2005), 365-
                      370.

YARAŞ, A. "Barajlardaki Kurtarma Kazıları ve Allianoi İkilemi", Arkeoloji ve Sanat Dergisi
                     119, 2005, 134-137.

YARAŞ, A. "Allianoi",  İlgi, Yaz 2005, sayı 110, 12-19.

YARAŞ, A. “Türkiye’de Kurtarma Kazılarına Bir Örnek; Allianoi” İdol Arkeoloji ve
                     Arkeologlar Derneği Dergisi , Nisan-Mayıs-Haziran 25,  5-7.

YARAŞ, A.,  "Allianoi Bergama’nın Turizm Geleceği’dir", İzmir Ticaret Borsası Dergisi, 2005
                     Güz , Sayı 52, s. 25-29.

YARAŞ, A., “Allianoi” TÜBA-AR Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi 8, 196-199.

YARAŞ, A., "Die Therme Allianoi", AA 2004, 2005 ; 71-74.

YARAŞ, A., “Baraj Allianoi’yi Yutacak!...” Toplumsal Tarih 135, 2005, 12-13.

YARAŞ, A., “Koruma(ma) Politikasında Allianoi” Mimarlık Kültür ve Sanat Dergisi Yapı
                     286, 2005, 38-39.

YARAŞ, A., "Allianoi", Byzas3, 2006 ; 19-36.  

YARAŞ, A., "Allianoi: Chronique des Fouilles de 2005", Anatolia Antiqua, Eski Anadolu
                     XIV, 2006 ; 363-367.

YARAŞ, A.,"2004 Yılı Allianoi Kazısı", XXVII. KST, (30 Mayıs -3 Haziran 2005 Antalya), II.
                     Cilt, 2006 ; 297-310.

YARAŞ, A., "Allianoi Yok Oluyor",  Da Diyalog Avrasya 20, 2006 ; 68-72.

YARAŞ, A., "Son Buluntuların Işığında : Allianoi", IX. Türk Tıp Tarihi Kongresi Bildirileri,
                      2006;  83-94.

YARAŞ, A.,"Allianoi Kazısı ve Son Gelişmeler", Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Haberler,
                     Mayıs 22, 2006; 21-23.

YARAŞ, A., "Batı Anadolu’da Yeni Bir Tıp Merkezi, Allianoi", 31. Uluslar arası Grup
                      Psikoterapileri Kongresi, (31 Mayıs-03 Haziran 2006)Türkiye Grup
                      Psikoterapileri Derneği Yayını : 11, 2006; 13-20.

YARAŞ, A., "Wasser in der Heiltherme von Allianoi", Cura Aquarum in Ephesos XII
                      Babasech Supplement 12, ÖAI Sonderschriften 42,Vol.2, 2006; 453-462.
 
YARAŞ, A., "Allianoi", Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, (Baskıda).  

YARAŞ, A.- ERTEN, E., "Allianoi  und Zwei Neue Inschriften über dem Kült von Asklepios",
                     Asia Minor Stadien, (Baskıda).

YARAŞ, A., "2005 Yılı Allianoi Kazısı", XXVIII. KST (29 Mayıs-3 Haziran 2006 Çanakkale)
            (Baskıda).         

BAŞGELEN, N., "Allianoi’un Kaderi Bilim Kurulu’nun Gündeminde, Koruma ve Bilim Etiği
                      Açısından Allianoi ve Düşündürdükleri", Arkeoloji ve Sanat Dergisi 122,
                      2006; 6-8.
 
allianoi.org sitesinden alınmıştır.
Son danıştay kararıyla Allianoi ;Yortanlı Baraj gölünün 20 metre kadar üstünden geçerek; yok olma tehlikesini diger emsal antik kentlerle birlikte atlatmış görünüyor..(Güzeller güzeli Hasankeyf'de bir nefes aldı)..
BAKALIM BUNDAN SONRA NELER GÖRECEĞİZ? ANTİK KENTLER KÜLTÜR YAPILARIMIZI YENİ ENTRİKALAR MI BEKLİYOR? AKLIMIZIN BAŞIMIZA GELMESİ İÇİN YENİ ZEUGMA'ları KAYBETMEMİZ Mİ GEREKİYOR?

SAYIN AHMET YARAŞ VE MUHTEŞEM KAZI VE ARAŞTIRMA EKİBİNİ KUTLUYORUZ..BEN ERKMEN SENAN HEM KİŞİSEL, HEM DE GÖRSEL SANATLAR GRUBUM AKADEĞİLMİ İLE ALLİANOİ'UN VAROLMASI İÇİN ELİMDEN, YÜREĞİMDEN, BİLİNCİMDEN GELENİ YAPMAYA HAZIR OLDUĞUMU BELİRTMEK İSTERİM..










19 Mart 2009 Perşembe

Bursa/Miletopolis Antik kenti/Melde Bayırı-1









Prof.Dr. Bilge UMAR Miletopolis ismiyle ilgili şu tesbiti yapmakta.."Miletopolis ismi Luvi dilinden gelmiş ve Hellen diline uydurulmuştur. Melde bayırı ismi de bu gerçeği göstermektedir. Kentin adına bakılarak, Miletoslularca kurulmuş olduğu var sayılıyor. Oysa yörede İÖ.1.Binyılda bir MİLADA halkının yaşadığını bilmekteyiz.; bunların kentinin adı,geç dönemde, Miletopolis olmuştur. Halbuki kentin MİLETOS ile hiçbir ilgisi yoktu.Ve halk adı MİLADA adı MİLETO 'ya dönmüştü. MİLAVANDA/MİLADA adı hitit belgelerinde böyle geçer ki Luvi dilinde "MİLA'LI" Anatanrıça tapınağına giden yolu olan anlamına gelmektedir. "Miletopolis bir MYSİA bölgesi kentidir tıpkı BERGAMAve KYZİKOS gibi. Miletopolis yakınlarındaki APOLYOND gölü o çağlarda Miletopolise kadar uzanıyordu. Yani MİLETOPOLİS de bir göl kıyısındaydı.
Miletopolis'in kuruluşu ile ilgili bilgiler çok sınırlıdır. Burada küçük çapta bir kurtarma kazısı yapılmış, ortaya çıkan mimari parçalar ile tunç bir Apollon heykeli, Bursa Arkeoloji Müzesine götürülmüştür.
M.Ö.I.yüzyılda burada Milada isimli bir topluluk yaşıyordu. Miletopolis'in tarihte ilk kez ismi M.Ö.100de duyulmuştur. M.Ö.85'de Romalı komutan Caius Flavius Fimbria, Pontus devleti kralı Mithradates'i Rhyndakos çayı (Mustafakemalpaşa çayı) kıyısında yenmiştir.
M.Ö.400den sonra adına sikke bastırmış, M.S.300de Kyzikos başpiskoposluğuna bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur. Buradaki kalıntılara 1975 yılında Bursa İzmir karayolunun o yöreden geçen bölümünün kazı çalışmaları yürütülürken , Hadrianus döneminde yapılmış bir tapınağın kalıntılarının meydana çıkmasıyla ulaşılmış ve hemen Bursa müzesi arkeologlarınca orada arkeolojik kazıya girişilmişti.
Günümüze , Ortaçağ sur kalıntıları, Roma çağına ait mimari parçalar ve keramikler ve işlenmiş taşlar ve çok önemli mezar stelleri ele geçmiştir. Miletopolis antik kentinde çok ciddi bir arkeolojik yüzey araştırması ve kazı ile çok önemli buluntulara ulaşılacağı ortadadır.
Kaynaklar:
Miletopolis kökenli (figürlü) mezar stelleri ve adak levhaları-Mustafa ŞAHİN-TTKyay,
Mysia-Bilge UMAR-İnkilab yay.
İşte MİLETOPOLİS kalıntılarının melde bayırında 70li yıllarda çekilmiş üç fotoğrafı.İşlenmiş mimari ögelerden burada çok önemli bir antik kentin olduğunu anlayabiliriz.






Antalya/Lara/Magydos'ta eskiçağ izleri



LARA/KARPUZKALDIRAN/MAGYDOS Liman kalıntıları;.
LARA'nın ilkçağlardaki,ortaçağdaki konumu üzerine biraz daha bilgi araştırdım onu da paylaşmak istedim.
George BEAN; LARA ile ilgili şu bilgileri veriyor;
"Genellikle Magydos,Antalya kent merkezinin 8km. batısındaki LARA'da ,plaj ile askeri bölge arasında bulunan ören yeri ile bağdaştırılır.Şimdiki durumda ,ören yerinin bir bölümünü küçük bir nato üssü kaplamaktadır.İlk göze çarpan ,yaklaşık 228 m. uzunluk ve genişlikteki yapay limandır.Batıda antik mendireğin bir parçası,su düzlemini aşmakta,sonra bir süre su altında devam edip,bir noktada yeniden ortaya çıkmaktadır.Liman girişi bu noktanın hemen batısındadır.Kıyıda ise antik yapılara ait çeşitli kalıntılara rastlanır.
Bunlar geç dönem yapılarıdır.
İçlerindeki en ilginci 6.1 m.yükseklikte korunagelen ve elinizdeki kitabın kaleme alındığı günlerde bir Türk ailesini barındıran hamamdır.Onun aşağısında şifalı olduğuna inanılan bir kaynak vardır.Sahilde yan yana sıralanan yapılar,belki dükkan ya da işlik niteliği taşımıştır.Arkadaki hafif eğimli yamaçta açık kanalıyla bir su kemeri uzanır.Olasılıkla su 1.5 km. kadar batıdaki bir yar üzerinden harika bir çavlanla denize dökülen Düdensu'dan getirilmiştir.Çeşitli formlarda bloklar ve sütun tamburları yamaca yayılmıştır.Söz konusu ören yerinin Magydos ile bağdaştırılması kanımca uygundur.Oldukça büyük boyuttaki yapay liman,yerleşmeyi ATTALEİA'DAN(ANTALYA)erken bir döneme tarihlememizi sağlayan güvenilir bir veridir.Attaleia limanının kuruluşundan sonra.ona bu derece yakın bir yenisinin yapılması olası değildir.Ayrıca antik coğrafyacılar Magydos'u Katarrhaktes ırmağı ile birlikte anarlar.Bu ırmak ise Düdensu'nun ta kendisidir.Henüz yayınlanmamış bir sikkeden ,Magydos'un en geç İ.Ö 100 yılında kent stütüsü taşıdığı öğrenilmektedir.Ancak ören yeri bu kadar erken bir tarihe ait buluntu vermez.Gerçi Lara'daki kalıntılar arasında Magydos tanımlamasını doğrulayacak bir yazıt veya sikkeye rastlanmamıştır,ama kıyılarda daha uygun bir seçenek sunacak ikinci bir ören yeri de yoktur.".
KAYNAK:Eskiçağda Güney Kıyılar-George BEAN -Çeviri:İnci DELEMEN-Sedef ÇOKAY-Arion yayınları
George Bean; 60lı yıllarda Anadolu antik kentlerini araştırmıştır. İstanbul Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır, Anadolu insanı ona BİN Bey diye hitap edermiş.
Lara ile son bilgiyi de Prof.Veli SEVİN'den alıyoruz.
Attaleia'nın hemen güneydoğusunda ,Kattarrektes suyunun denize döküldüğü yerin yakınlarındaki
(LARA/KARPUZKALDIRAN/MAGYDOS))ise Olbia gibi erken dönemlerde kurulmuş olmalıydı.İÖ2.yüzyılın ortalarında Attaleia'nın ortaya çıkışıyla birlikte sönükleşmekle birlikte ,İmparator Neron(54-68)döneminde sikke basmaya başladığı ve yeniden liman kenti durumuna geldiği bilinir.Hristiyanlık döneminde PERGE metropolitliğine bağlı bir psikoposluk merkeziydi.
KAYNAK:Anadolu'nun Tarihsel Coğrafyası 1 -Prof.Dr.Veli SEVİN-Türk Tarih Kurumu Yayınları-2001
İşte LARA'nın ilkçağlardaki bulunabilen verilerle küçük öyküsü.Ama daha eski yani Hitit Kayıtlarındaki Tarhuntassa kentlerinden birisi de bu LARİİA olmasın?Pamphylia antik bölgesinin bir bölümü İÖ 2. binyılın ikinci yarısında TARHUNTASSA adını taşıyordu.
KAYNAK:İSTASYON SANAT AKADEMİSİ-Alan Çalışması 2005-Antalya -Alanya
Hazırlayanlar:Öğretim Görevlileri:Hülya DÜZENLİ,Cenk BEYHAN,Meltem YURDAY,Erkmen SENAN


Lara Kumsalının adının Tunç çağı ve Hititler çağdaşı halkı olan Luvi'lerin dilinde "KUM"anlamına geldiğini öğreniyoruz.
KAYNAK:Türkiye'deki Tarihsel adlar-Prf.Bilge UMAR-İnkilap yay.
İkinci KAYNAK:Antik Anadolu Coğrafyası-Strabon-Arkeoloji ve sanat yay.
Ancak bu saptamayı güçlendiren en önemli örnek,Antik anadolu coğrafyası,Geoghraphica'nın yazarı Amasya'lı STRABON bu adla yani LARİSSA isimli kentlerin ortak topoğrafik özelliğiyle ilgili açıklamayı yapıyor.
Diyor ki;...
"Larissa'larla ilgili ortak bir özellik vardır.Toprakları nehirlerin getirdiği alüvyonlarla oluşmuştur".İşte o nedenle kentlerin adı Luvi dilinde LAR(A)ASSA ögelerinden türetilmiştir ve KUM Kenti anlamındadır.
Antalya'nın yanıbaşında Akdenizin kıyısında bulunan Lara'nın adı da işte böylece bugünkü ismini yıllardan beri taşıyan özbeöz Anadolu kökenli.Anadolu'daki birçok yer isminde olduğu gibi çağlardır LARA adı yaşıyor,yaşayacak.
Yeri gelmişken LARA'nın adaşı olan bazı yerleşimlerini de belirtelim.
Laranda(Karaman)Larissa(Menemen Buruncuk ayrıca Anadolu'da,Kapadokya'da ve tüm Ege'debirçok Larissa vardır ve hepsi de kum yerleşimi özelliği taşımaktadır)),Lariia(Hitit belgelerinde anılan ama yeri saptanamayan bir Kum kenti),Larymna(Marmaris Bozburun yarımadasındaki bir Karia kenti)

15 Mart 2009 Pazar

Aiolis'te bir Dağ Kenti:Aigai/Köseler Köyü

AİGAİ çok görkemli bir kent,yerleşim olarak Bergama/Pergamon'u andırıyor.
Ege Üniversitesinden Prof.Dr.Ersin DOĞER ve ekibi kazıyor,AİGAİ'yi..
Ve çok önemli sonuçlar ortaya çıkıyor.
Herodotos'un on iki Aiolis kentinden biri olarak nitelediği Aigai, İon göçünden sonra kurulduğu düşünülmekte. Persler Anadolu istilâsı sırasında bu kente girmemişler.Kentin stratejik, ekonomik yönden önem taşımaması veya sarp bir yerde oluşu da bunun nedenleri. Anadolu'daki Pers istilâsından nasibini almadığından dolayı burada Arkaik çağa ait kalıntılara bolca rastlanmakta. Helenistik dönemde M.Ö.218de Bergama Krallığına bağlanmış, M.Ö.15da ise Bithynia'lı Prusias'ın egemenliğine girmiş.. Daha sonra da Roma hakimiyetini burada görürüz. M.S.17deki büyük depremden çok zarar görmüş, İmparator Tiberius diğer 12 Aiol şehri ile beraber yeniden inşa ettirmiş.Aigai'liler hayvancılığa önem verdikleri için buna paralel olarak dokumacılıkta Sardes'den sonra devrinin en önde gelenlerinden. Hatta Aigai'liler komşu şehirlerle anlaşmalar yaparak onların dokuma işlerinden uzak kalmalarını istemişler. İşledikleri keçi derileri ise antik dünyada çok beğenilmiş ve Smyrna ve Magnesia Agoralarında satılmış.
Kentin kuzeydoğusundaki Agora antik çağ agoralarından farklı biçimde. L plânında olup yüksek duvarlarla desteklenmiş.L'nin 82.30 m.lik uzun kolu doğuya , kısa kolu da kuzeye yöneliktir. Geç Helenistik çağdan kalan yapı üç katlı. Alt kattaki dükkanlar dizisi iki bölümlü kare mekanlardan oluşmakta.11 m.yi bulan duvarları, kapı geçişleri ve pencereleri oldukça iyi durumda.Alinda,Assos ve Latmos Herakleia'sındaki agoralar gibi görkemli ve hala çok sağlam. Buradan orta kata geçişi kemer sistemi sağlamakta. Orta katın doğu duvarı penceresiz olup uzun bir depodan ibaret.Üst kat ise seyirlik yeri görünümünde. Aigai'nin bu bölümünün yer aldığı yamaç,derin bir vadiye ve Güzelhisar (Pityikos,Tisnaıos,Titnaios) çayına bakmakta.
Aigai'nin tiyatrosu, mabetleri,Gymnasiumu Agoraya simetrik olarak kuzey-batıda sıralanmışlar. Batı teraslarından daha alçak olan alt terasın kuzeyinde tiyatro var. Oturma sıraları ( Caveasının bütünü )toprak altında. Skene yıkılmış ve taşları çevreye yayılmıştır. Helenistik devire ait olan tiyatronun M.S.17 depreminden sonra yenilendiği mimari süslemelerinden anlaşılmakta. Tiyatronun kuzeybatısındaki küçük mabedin, M.Ö.2.yy.a ait kitabesinde Demeter'e adandığı yazılı. Kentin en önemli mabedi M.Ö. 48de Prokonsül Servilius İsauricusun Apollon Khesterios için yaptırmış olduğu. Bu tapınağın doğusu ayrı bir Stoa ile çevrilmiş. Kuzeyindeki Propylaion' un uzun kenarında 12 kısa kenarında 6 sütun var. Tiyatronun altındaki terasta Gymnasium bulunmaktadır. Binanın taşları, dor sütunları çevreye saçılmış bir durumda. . Çevredeki mimari parçalardan büyük bir palaestra ile iki katlı bir stoa ile çevrili avlusu var.
Kentin doğuya bakan yamacında Bouleterion(Kent meclisi toplantı salonu) bulunmaktadır.VeProf.Dr. Ersin DOĞER ve ekibi tarafından tamamen ortaya çıkarılmıştır.Küçük ama görkemli bir Tiyatro görünümünde.Kentin nekropolü doğu ve güney yamaçlarda. Çok sayıda lahit ayakta.
Aigai ile ilgili bilimsel çalışmalar sürmekte ben sizleri AİGAİ ile çeşitli dönemlerde çektiğimiz araştırma gezilerindeki fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.
AİGAİ ile ilgili Kaynaklar:
AİGAİ-Aiolis'te bir Dağ Kenti-Şükrü TÜL-Ege yayıınları
AİOLİS-Prof.Dr.Bilge UMAR-İnkilap yayınları
Anadolu'nun tarihsel coğrafyası-Prof.Dr.Veli SEVİN-Türk Tarih Kurumu Yayınları
Anadolu Uygarlıkları-Prof.Dr.Ekrem AKURGAL-Net Yayınları




Aigai isminin anlamı ve Aigai'nin yeri üzerine:
Aigai/Aegae/Aegaeae ismi gerçekten de köken olarak bizim EGE bölgemizin adının kökeni..
Troia Savaşındaki Anadolu Halkı AKA'lar da bu kökene tarihsel, dilsel, bir yakınlık gösteriyor. Kısaca AKA, AİGAİ,EGE kesinlikle bir Anadolu'lu kaynaktan geliyor.
Bu konuda bazı yaklaşımlar da var...
Prof.Dr.Bilge UMAR;Türkiye'deki Tarihsel Adlar ve AİOLİS adlı İnkilap yayınlarından gelen kitaplarında bu ismin özbeöz Anadolu'lu Luvi kökenli bir isimden geldiğini belirtse de önce bazı başka yaklaşımlara da değiniyor.
Diyor ki UMAR ;
"Aigai adı Aiga sözcüğünün Hellen diline göre çoğul biçimidir; hem "Aiga"lar, hem de Aiga Halkının Kenti anlamına gelir....
Hellen dilinde keçi anlamına gelen Aiga kök sözcüğü ile benzerliği rastlantısaldır. Üzerinde Dikili (ATARNA) ve Çandarlı'nın (PİTANE) bulunduğu yuvarlak yarımadanın ilkçağdaki adı, AİGA Burnu idi. (Alıntı:Strabon)
Amasya'lı Strabon'a bakılırsa, buradaki dağ, AİGAİON Denizine ( EGE Denizine) doğru eğimli olduğundan denizin adını almış imiş. Oysa gerçek belki tam tersinedir ve herhalde bu söylenen Aiga sözcüğü "Meşe" anlamındaydı; gerçekten, Hind-Avrupa Ailesi dillerinden birkaçında, bu anlama gelen sözcükler, Aiga'ya az çok benzemektedir. Oysa ben, Aiga Burnunun hemen dibinde denize dökülen KAİKOS (BAKIRÇAY) ırmağının adı da konumuzla yakından ilgilidir kanısındayım. Bu adın öz biçimi belli ki KAİGA/ KAİKA iken, Hellen dilinde ırmak adları dişi olacağı ve a- ile bitemiyeceği için sonu "OS" edilmiştir. Oysa KAİGA/KAİKA, AİGA sözcüğünün, başa "Kutlu, Kutsal, İyi, Güzel" anlamlarındaki KUVA takısının kısalmışı olan K'yi almış biçiminden ibarettir. Batı Anadolu'daki önemli ırmakların tümünün Anadolu'lu eski adı bir tanrıyla bağlantılı idi.
Menderes'in asıl adı Madra, Ma-Adra, Ananın kocası, Hellen ağzında Maiandros edilmişti.
Küçük Menderes yani eski KAYSTROS'un aslı, güçlü olasılıkla KASTRA yani K(uva)-Astra,Kutsl'ın (Irmak ağzındaki Apasa/Ephesos/Efes'de tapkı merkezi bulunan Ana Tanrıçanın)ırmağı (Kuva sözcüğünün Ana Tanrızayı kasdetmesinin örneğini Kuma/Kyme (ALİAĞA) adında da görebiliriz.)
Gediz ırmağının adından bozma olarak Foça paraları üzerinde gördüğümüz Smardos adının aslı Smarda yani S(va)-Ma-(a)rda,Kutsal ananın Irmağı ...

Dolayısıyle; KAİGA/kaika (KAİKOS) adının da Ana Tanrıça ile yahut kocasıyla (ADRA, MADRA, SODRA, ATTA, ADRAMYTTEİON/ EDREMİT, BURHANİYE, MADRA DAĞI, SARDES isimleri de bu köklere sahip görünüyor.)bağlantılı olması beklenir. Bu noktaya gelince, Luvi/Pelasg dilinde AİA/İA'nın, tıpkı Hellen dilindeki Gaia gibi,"TOPRAK" anlamına geldiğini ,İAVANA/İAWANA(İAONİA,İONİA) yani "İA Ülkesi" adı başındaki İA'nın da bu sözcük olduğunu anımsıyoruz.
Buna göre AİGA'nın aslı çok güçlü olasılıkla,Aİ(a)Ka,Aia-Yeri, Yani "TOPRAK ANANIN KUTSAL YERİ,TOPRAK ANA TAPKISININ YERİ" idi....."
Evet Prof.Bilge UMAR Aiolis ve Türkiye'deki Tarihsel Adlar Kitabında AİGAİ isminin KAİKA ile bağlantılı olduğunu ve EGE isminin kökenini de böyle yorumluyor..
Aigai'ye nasıl giderim?
Aigai antik kentine gitmek istediğinizde Şirin bir antik belde olan ŞAKRAN'a(GRYNEİON-Apollon Tapınağı) geliniz.Buradan 13 km. ilerde Yund (Yunda ismi, kesinlikle Anadolu dillerinden gelme bir isim, aynı zamanda bölgede bir Jeolojik formasyonun adı, aynı jeolojik formasyona sahip, ilerdeki Ayvalık'ın Cunda Adasının ismi de aslında YUNDA adasıdır, ismin anlamı bir tüme varım, tahmini olarak; iavana, yani toprak ananın yeri, olabilir, iavana/iavanda tıpkı İonia gibi Yavan'a, Yunan'a dönüştüğüne göre ismin kökenleri kendini ele veriyor bence) dağlarına ulaşan, harika manzaralı köy yollarından geçerek ulaşacaksınız...Köseler Köyü çok uygar insanların yaşadığı küçük,hayvancılık, zeytincilik ile yaşayan bir dağ köyü..
Aigai antik Kentinin en önemli sapasağlam durumdaki mimari yapıtı, AGORA'sı....
Karia'daki ALİNDA, Bafa gölündeki LATMOS HERAKLEİA'sı ve Edremit Körfezindeki ASSOS'ta bulunan görkemli agoraları anımsatan bu yapı, Alman bilim adamlarının da yıllar öncesinden ilgisini çekmiş,Dünya arkeoloji literatüründe önemli yerini almıştır.














14 Mart 2009 Cumartesi

Erkmen Senan Resimleri-2 Taşlardan Plastiğe























Kyme(Aliağa,Namurt Körfezi Kalıntılar mı yoksa atıklar mı? 190x250 cm Bez üz. akrilik












Smyrna ve Pagosa yapay etki, Tual Üzerine Akrilik, 95x115 Akadeğilmi Antik"leş" İzmir Devlet Resim Heykel Müzesinde sergilenecek..





Lykia ve Luvilerden Neo liberalizadelere; Bez üzerine akrilik, 1.90x300 cm. 2007 Ayvalık Gömeç




Aphrodisias'a yapay etkiler; Bez üzerine akrilik, 1.90x 3.00 cm., 2007, Ayvalık, gömeç

Hattuşa ve Luwi Yazıtları, Mukavva üz. akrilik, 115x90 çm.,2004, Ayvalık, GÖmeç,İstanbul

Aiolia'da hatıradır kimse mani olamaz, Tual Üz. Akrilik, 90x100, 2008, Küçükyalı, İstanbul



Aigai'de vahşi talan, Bez üzerine akrilik, 1.90x 3.00 cm. 2007 Ayvalık, Gömeç

Resimlerden ayrıntılar;