10 Şubat 2010 Çarşamba

Pendik'te Eskiçağ Kalıntı ve buluntu yerleri


Pendik'in bilinen en eski adı Pantikapion, Pantikapeun (Pantikapa)'dir. Bizans döneminde Pantikion - Pentikion - Pantecion (Pantiki) adıyla anılmıştır. Roma Döneminde Pendik ve yakın çevresi için Panticio - Pantecio - Panteiia isimlerini kullanmıştır. Latin Egemenliği altında kaldığı dönemlerde Peninda - kot denilmiştir. Osmanlılar zamanında yerleşenler tarafından ise Pendik'e Penchdeh ismi verilmiştir.


İlk fotoğraflar Temenye ve çevresindeki höyüğe ait. Tabi doku çok zedelenmiş olsa da... Pendik'in 1 km doğusunda tarih öncesi dönemden günümüze bir yaşam yeri olmuş. Bizans kaynaklarında Pendik'e komşu bu küçük yerin 'KASİLAOS" adını taşıdığı söyleniyor..Burada 1910 yılına kadar Saint Jean Baptist (Hazreti Yahya Kilisesi) Kilisesi'nin ve arkasında nekropol alanlarının varlığından söz ediliyor.
İmparatoru Valens, Hz. Yahya’nın kesik kafası ve kollarının Suriye’de olduğunu öğrenmiş ve bu kutsal emanetlerin İstanbul’a getirilmesini emretmiştir. Emir yerine getirilmek üzere yola çıkılmış, Temenye’ye gelindiğinde kutsal emanetleri taşıyan katırlar ilerlemek istememiştir. Bu durum üzerine çok şaşıran Valens ve kurmayları kasabada Hz. Yahya adına bir kilise ve ayazma yaptırdıktan sonra yollarına devam etmiştir. Hz. Yahya’nın başı ve kol kemikleri bugün Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü’ndedir.

1924 yılına kadar her yıl 29 Ağustos’ta Temenye Ayazması, Hz. Yahya anısına yapılan ayinlere sahne olmuştur.


İkinci grup fotoğraflar; Pendik'in bir km. doğusunda, Temenye burnu ve Temenye Koyunun güney ucunu oluşturduğu, yayvan, oval bir tümsek. Burası PENDİK HÖYÜĞÜ.. Fotoğraflarda gördüğünüz bina Sosyal Sigortalar Hastanesi'nin bahçesi, yani burası Pendik Höyüğü'nün yeridir.Doğu sınırını bugün kurumuş bulunan ve ancak yağmur sularını Temenye Koyuna taşıyan ve onun yer yer kestiği tarihsel yol, höyüğün güneyinden geçmekte. Pendik Höyüğü ile ilgili geniş bir araştırma ve kazıyı Değerli Arkeolog Hocamız Dr. Alpay Pasinli'nin yaptığını biliyoruz.
Pendik Höyüğü; Pendik’in 1 km doğusunda yer alan, tarih öncesi döneme ait bir yerleşmedir. Höyüğün güney ucunda; Temenye Burnu ve Koyu, kuzey ucunda Sosyal Sigortalar Hastanesi bahçesi, doğu sınırında ise bugün kurumuş olan bir dere bulunuyor.

Bölgedeki ilk bilimsel kazı çalışması 1961 yılında Şevket Aziz Kansu başkanlığında yapıldı. Höyükten; geometrik desenli kadeh, küp, testi, iğne, olta, kemikten yapılmış eşyalar, kaşık, ıspatula ve cilalı balta gibi pek çok eser çıkarıldı. 1981’de Savaş Harmankaya, 1992’de ise Alpay Pasinli başkanlığında yürütülen çeşitli arkeolojik kazı ve araştırmalara sahne olan höyükte; kulübelere, deniz kabuklarına, çok sayıda mezar ve çöp çukurlarına ve son kazılarda da birbirinin aynı olan yapı izlerine rastlandı. Bunlar, toprağın içine açılmış 1-1.5 m çapındaki oval veya yuvarlak kulübelerdi. Ele geçen buluntular içinde en küçük grup pişmiş topraktan yapılmış eserlerdir. Bunlar; Anadolu ve Balkan özelliklerini taşıyan bir kadın heykelciği, az sayıda hayvan heykelciği parçaları, saplı damgalı mühür atma taşları ve balıkçılıkta kullanıldığı anlaşılan taş ağırlıklardır.Tüm bu bulgular ışığında, K. Bittel isimli araştırmacının düşüncesinin aksine, bölgede geçici-mevsimlik değil kalıcı-devamlı bir yerleşme olduğu, burada yaşayanların da balıkçı-avcı oldukları tespit edildi. Höyüğün denizde sonlandığı yerdeki küçük koyun ise balıkçıların dalgalardan koruma amacıyla kayıklarını çektikleri koy olduğu sanılıyor.Pendik Höyüğü Fikirtepe, Erenköy, Tuzla, İznik Ovası hatta Göztepe yerleşme yerleriyle birlikte Kuzey Batı Anadolu’nun en eski (çanak-çömlekli) Neolitik Çağ yerleşim yeriydi. Pendik Höyüğü, Anıtlar Yüksek Kurulunca II. ve III. derece arkeolojik sit alanı ilan edildi.




Üçüncü bölüm fotoğraflarımızda, özellikle Gelincik Sokak' ve çevresinde bulunan kalıntı ve buluntu yerlerine gelince; Pendik'in doğu mahallesinde, Aydınlı yolu ile sahildeki tarihi yol arasında, Geçit Sokak ve demiryolunun üzerinde bu sokağın devamı görünümündeki Gelincik Sokağın sağında ve solunda olmak üzere genişçe bir alanda bolca mezara rastlanmakta olduğunu öğreniyoruz. 2006 yılında Ben bu alanı gezmek ve fotoğraf çekmek istediğimde oldukça otlarla, çalılarla kaplı bir alanda buldum kendimi, çevre betonlarla kaplı. Görünen o ki burasını da kaçak kazıcıar delik deşik etmişler. Sadullah Tezcan Pendik isimli genişçe bir araştırmayla dolu kitabında bu meyilli arazide 0,5-1,5 m. derinliklerde ortaya çıkan mezarların Bizans dönemine ait olduğu anlaşılmakta diyor. Yani burası bir NEKROPOL Alanı...
Gelincik Sokak ile Hisar sokağın kesiştiği noktada da bu mezarlardan bir kitabe çıkmış.

Kubbeli Sarnıç
Eski adı “Çopani” olan Kubbeli Sarnıç, Kurfalı eteklerinde ve Çınardere yakınında yer alıyordu. 4.80x4.70 metre ebatlarında olup kubbesi 6 adet kolon üzerinde durmaktaydı.

Silindirik Sarnıç
Hisar Sokak ’ta pek çok seyyahın ve araştırmacının dikkatini çeken, tuğladan yapılmış silindirik bir su sarnıcının kalıntıları bulmaktadır. Richard Pococke adlı araştırmacıya göre, toprak içinde yer alan bu sarnıç bahçe sulama işlerinde kullanılmıştır.

Sarnıcın silindirik olması sebebiyle yanılgılara sebep olduğu ve uzunca bir dönem ‘büyük bir hisar burcu’ olduğu sanılmıştır. Günümüzde sarnıç kalıntılarının yer aldığı sokağa “Hisar Sokak” adının verilmiş olması da bu yanılgının bir sonucudur.




Bizans Devrine Ait Manastır
1974 yılında, Pendik-Çınardere bölgesinde Ahmed Cengiz isimli vatandaşa ait arazi dozerle düzeltilirken çeşitli duvar kalıntılarına rastlanmış, bunun üzerine 1974-1975 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde görevli Cihat Soyman başkanlığında kazı çalışmaları yapılmıştır.
Araştırma sonucu, kalıntıların Bizans döneminde var olan bir manastıra ait olduğu tespit edilmiştir. Kazıda Büyük Kilise, Şapel, Mezarodası, iki oda ve Atrium (avlu,giriş) ortaya çıkarılmıştır.

Manastırın yapım tarihine ulaşabilmek için dini yapıların tiplerinden ve çevrenin tarihinden faydalanılmıştır. Büyük Kilise’nin “kapalı Yunan haçı” tipinde inşa edilmiş olması araştırmacıları manastırın 842-1204 yılları arasında Orta Bizans döneminde inşa edilmiş olduğu sonucuna götürmüştür. Buradaki dini yapıların duvar işçiliklerinin aynı olması, dini yapıların aynı dönemde sosyal yapıların ise daha sonraki devirlerde yapılmış olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

1203-1204 yıllarında, IV. Haçlı Seferi ordularının Bizans İmparatorluğu’nu işgali sırasında bu manastırın oldukça zarar görüp terk edildiği ve imparatorluk 1261’de tekrar canlanınca manastırın yeniden önem kazandığı ve ek binalarla genişletildiği, savaşlar sonrasında terk edilerek zamanla toprak altında kaldığı, 1329 Palekanon Savaşı’nda Osmanlı himayesine girmesiyle manastırın üzerinde bulunduğu toprakların da önemini yitirerek terk edildiği düşünülmektedir.
Pavli Burnu
Pendik / Büyükdere sola alınmak suretiyle ilerlendiğinde, denize uzanan bir yarımadayla karşılaşılır. Bugün “Pavli Burnu” olarak bilinen ve eski adı “Paulo Petriocene” olan yarımada da Pier ve Paul isimli havariler için yapılmış bir manastır ve bir de kilise vardı. Günümüzde bu eserlerin yalnızca duvar kalıntılarını görmek mümkündür.

Pendik Tersanesi’ni güneyden gelen dalgalardan koruma amacıyla bir mendirek yapılmış ve yapımında da Pavli Burnu’ndan çıkarılan taşlar kullanılmıştı. Burun daha sonra “Aydınlı Burnu” ismini aldı.



























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder